Üsküdar, İstanbul'da hayatımın en önemli bölümlerinin geçtiği hayalimin şehridir. Ağabeyim benden iki yıl önce orada doğmuş. Babam Varto'da görevli olarak bulunduğu sürede annem, hekimlerin söylediğine göre vitamin eksikliğinden oluşan kansızlık nedeni ile tedavi için İstanbul'a gelmiş. Anneannemin Bülbülderesi denilen, Üsküdar İskele Meydanı'ndan Bağlarbaşı'na çıkan vadi içinde, yol kenarındaki tipik eski bir İstanbul evinde kalmıştık. Annem; Varnalı genç bir Türk kızı olan annesi ile Deliormanlı bir gencin 3. kız çocuğu olarak Varna'da doğmuş. Ailesi, o 6 aylıkken daha önce göç etmiş olan akrabalarının bulunduğu İstanbul'a gelerek yerleşmiş.
Orada annem sağlığına kavuşuncaya kadar kaldık. İkinci gelişimiz harp başında babamın Ankara'da görev almasıyla oldu. Orada kiralık bir ev bulamadığımız için geçici olarak teyzemin yanında kalmaktayken evde anneannemin vefatı dolayısıyla babamın Üsküdar Bağlarbaşı'nda kiraladığı evde bir süre yaşadık. Ağabeyim ortaokula, ben de ilkokul son sınıfına orada devam ettik. Annemin ailesinin büyük bir bölümü orada yaşadığından, çocukluk hatıralarımı anmak ve akrabalarımızı ziyaret etmek için İstanbul'da yaşadığım süre boyunca her fırsatta bu semte gittim. Annemin ve babamın mezarının olduğu yeşilliklerle donanmış Karacaahmet'i ve tarihi eserler bulabileceğim bitpazarını sıklıkla ziyaret ediyorduk.
Üsküdar karşı sahilden bakıldığında Yahya Kemal'in şiirindeki hayal şehirdi ancak aşağıdan yukarıya düzenli olarak yerleştirilmiş kahverengi ahşap evler, çeşitli mimari değerleri bulunan, depreme dayanıklı ve kullanışlı binalardı. Almanya'da ağabeyimin çalıştığı fabrikanın müdiresi ziyaretinde karşıdan gördüğü Üsküdar'a hayran kalmış, bir günümüzü sahilden Çamlıca'ya kadar çevreyi gezerek geçirmiştik. Bu tip binaların Almanya'da çok sayıda olduğunu ve kesinlikle korunduğunu söylediğinde şaşırmıştım. Aslında mimari harikası bu evler, yazı serin kışı sıcak tutan tasarruflu halk evleri olarak kullanılabilirdi. Yahya Kemal'in karşıdan güneş ışığında gördüğü Üsküdar, aslında Müslüman bir orta sınıf halkın yaşadığı bir saraylar şehriydi. Ben orayı hâlâ seviyorum.
O güzelim şehir; düzenlenen iskele meydanı, yer altına alınan otoparkı ve işgalden kurtarılan sahili ile hak ettiği yönetime kavuşmuşken, ne yazık ki bu gidişle tarihi güzellikleri ile annemin ve babamın mezarının bulunduğu Karacaahmet'i bile koruyamayacağız...
Dr. Metin Tulga