İstanbul'dan eşim ve 3 yaşındaki kızımla beraber çalışmak ve uzmanlık eğitimimi tamamlamak üzere Münih şehrine, oradan da daha küçük bir uçakla fırtına ve şimşekler arasında uçarak Stuttgart şehri havaalanına indik. Bizi ağabeyim karşıladı. Bir gece onun evinde kaldıktan sonra tren ile Kempten şehrine geldik. Çalışacağım hastane, bizi karşılamak ve yaşayacağımız, çalışacağımız yere iletmek üzere bir araç göndermişti.

Ağrı'da bulunduğum süre içinde şehrin lise Almanca öğretmeni ile zaman zaman dersler yaparak Almanca öğrenmeye çalışmıştım. Ancak Almanya'da her bölgenin kendine has şivesi olduğundan, uzun bir süre o bölgede yaşamadan orada yaşayan bir insanın dilini anlamak veya onunla sohbet etmek mümkün değildir. Bu nedenle şoförle hiç konuşmadan yola koyulduk. Zaten çevre o denli alışık olmadığımız bir güzellikteydi ki eşimle bile tek kelime konuşmadan yolculuk ediyorduk. Harika bir asfalt yolun iki tarafında tepeler, dağlar yeşille bezenmiş; insan eliyle o zemin üzerine her renkte ve çeşitli boyda ağaçlar ve bitkilerle süslenmişti. Kahverengi iki katlı ve kırmızı kiremitli binalar, büyük aralıklarla onların arasına serpiştirilmiş, balkonları çiçeklerle bezenmiş bir tabloyu andırıyordu. Bu manzara bir saate varan yolculuğumuzda hiç değişmeden devam ediyordu. Ancak bazı alanlarda tertemiz, besili, siyah-beyaz veya kızıl renkteki sığırlar bu tabloyu süslüyordu. Bu manzaralara bakarken, insan Erzurum'dan Ağrı'ya kadar uzanan yolu da hatırlamadan geçemiyor.

Bir müddet sonra o tepelerden birine tırmanırken, aynı manzarada küçük bir yerleşim merkezinin yanından geçerken şoförümüz eliyle bir binayı gösterip konuştu. Ben oranın evimiz olacağını tahmin ettim. Biraz sonra da sanatoryum heybeti ile kendini gösterdi. Çam ormanları içinde oldukça geniş bir araziye yerleşmiş iki katlı taş bina, önündeki çiçeklerle bezenmiş dinlenme terasları ile harikulade bir manzara arz ediyordu. Başhekim bizi hastane kapısında karşıladı, hatırımızı sorduktan sonra bizi evimize yolcu etti. Burada 7 sene servis tabipliği yaptık ve yaşadık. Almanya'nın tarihi ve güzellikleri bakımından en önemli bölgelerinden birinde yaşama ve tanıma olanağı bulduk.

İlk altı ayımız yakın şehirleri tanımak ve Almanca öğrenmek için ilkokul öğretmeninden dersler almakla geçti. Daha sonra ehliyet alarak bir VW otomobil ile Almanya'nın bu bölgesini tanıma olanağı bulduk. Bölgenin en önemli yeri Konstanz Gölü (Bodensee) idi. Bu bölge; Almanya, Avusturya ve İsviçre'nin çevrelediği Almanya'nın en büyük gölüydü ve Alp Dağları'nın yaylalarına, ormanlarına, geçitlerine sahip olması nedeniyle bütün Orta Avrupa'yı tanıma olanağı vermekteydi.

Önce nöbetçi olmadığımız hafta sonlarında eşim ve kızımla beraber 2-3 km mesafedeki tren istasyonuna yürür, trenle Isny şehrine gider, alışverişlerimizi yapar ve zaman zaman yakındaki şelalede piknik yapardık. Diğer günlerde mesai bitiminde yakınımızdaki orman içerisinde ve yaylada yürüyüşler yapıyorduk.

Ehliyetimi alıp otomobil sahibi olduktan sonra da akşamları harita üzerinde bölgeyi anlatan kitaplarda çalışmalar yapar, hafta sonu da Alp Dağları'nın geçitlerinde tarihi şehirleri, göl kıyısındaki şehirleri ve buralara bağlı olan büyük şehirleri tanır, alışveriş yapar ve güzel bölgeleri ziyaret ederdik. Isny şehrinden karayolu ile Lindau şehrine geldik. Burası tarihi taş yapıları ve köprüleri ile harika bir Alman şehriydi. Çarşıda biraz gezindikten sonra ilerideki mahalde bulunan feribotla İsviçre'nin küçük kasabası Rorschach'a geldik. Oradan bölgenin oldukça büyük bir şehri olan St. Gallen'e hareket ettik. Burası Katolik sanat eserleri ve tanınmış kütüphanesi ile meşhurdu. Bulunduğumuz hastaneye en yakın büyük şehir olması nedeniyle zaman zaman klinik şefimizle birlikte burayı ziyaret eder ve kongrelerine katılırdık.

Avusturya'nın Bregenz limanı çok güzel bir şehir olmakla beraber, Alp Dağları'nın eteklerinde bulunduğu için çevresi, ormanları ve geçitleriyle çok daha güzelleşiyordu.

Hemen yanında İsviçre'nin küçük liman kasabasından Schaffhausen Şelaleleri'ni ziyaret ettik.ve oradan İsviçre'nin önemli şehirlerinden biri olan St. Gallen şehrine geçtik.

Başlangıçta öğrenme gayesi ile yaptığımız bu seyahatler, daha sonra benden biraz daha yaşlı, Almanya'da uzun süredir yaşayan bir Türk hekim arkadaşın gelişiyle daha da renklendi. Onun oğlu, eşi ve kayınvalidesi ile görüşmeye başlayınca Türk arkadaş çevremiz arttı. Buna daha sonra uzak şehirlerde yaşayan ve çalışan Türk hekim aileleri de katılınca Almanya'yı tanıma çevremiz iyice genişledi.

Kış geçmiş, bahar başlamıştı. Gözümüz vatanımızdaydı. Başhekim tatil yapmak istiyor, diğer hekimlerden yüz bulamadığı için benim tatilimi sonbaharda yaparak yazı kendine ayırmak istiyordu. Ben bunu kabul edemezdim, zira sonbaharda okullar başlıyordu. Sonunda ben kazandım. VW'ye binip yola koyulduk. Venedik'ten vapurla İzmir'e, oradan da İstanbul, Tekirdağ ve Gazipaşa'ya giderek yakınlarımızla buluşacaktık.

Devam edecek…

Dr. Metin Tulga