Bu yazının başlığı ve içeriği, herhalde "kendi hayatımla yüzleşmem" olacak. Şu anda satırlara tam olarak nelerin döküleceğini inanın ben de bilmiyorum. Bugüne kadar kaleme aldığım kitaplarda, makalelerde ve bildirilerde tıp, spor, sağlık ve tarih üzerine yazdım. Bunların yanı sıra çocukluğumdan, eğitim yıllarımdan ve özellikle hekimlik hayatımda beni derinden etkileyen mesleki tecrübelerimden bahsederek o çok renkli geçen hayatımı anlatmaya çalıştım. Fakat o yazılarda; nereden nereye geldiğimi, anlık duygularımı ve hangi zorlu virajlardan geçtiğimi uzun uzadıya anlatma gereği duymamıştım.
Hayatımda muhasebesini tuttuğum ve "Bunu neden yapmadım?" diyerek pişmanlık duyduğum şeyler oldukça azdır. En çok araştırdığım konuların başında Atatürk gelir. Onu anlamanın ve anlatmanın, bir Türk vatandaşı için asla bitmeyen bir süreç ve en temel görev olduğuna yürekten inanıyorum. Öte yandan, hayatımdaki en büyük pişmanlıklarımdan biri, babamın yazdığı hatıraları o yaşarken alıp güvenli bir kasaya koymamış olmamdır. İşte ben de kendi çocuklarım ve genç nesiller için böyle bir hataya düşmemek, ileride "Neden bu çalışmayı yapmadım?" dememek adına, bugüne nasıl geldiğimi anlatmak istedim.
Orta öğrenim çağlarımda Sağlık Ansiklopedileri, Resimli Tarih Mecmuası ve Tarih Dünyası gibi aylık fasiküller halinde yayımlanan belgeleri ciltleterek saklardım. Bugün bile bunlardan bazıları kütüphanemdedir ve zaman zaman yazılarıma kaynaklık ederler. Bunların dışında "Binbir Roman" ve "Bütün Dünya" dergileriyle, günlük gazete tefrikalarıyla ve satın aldığım tarihi romanlarla (Amber, İki Esir, Kolsuz Kahraman vb.) bilgi dağarcığımı dolduruyordum. Sağlık ansiklopedilerinin yanı sıra doğa, spor ve seyahat kitaplarını okumak da bana büyük bir zevk veriyordu.
Üniversite yıllarımda ise İstanbul ve Anadolu medeniyetleri ile ilk ve orta çağ tarihi dikkatimi çekmeye başladı. Bu merakım; Hacıbektaş, Ağrı ve Tekirdağ'daki hekimlik görevlerim sırasında da artarak devam etti. On sene süren Almanya hekimliğim döneminde, hafta sonu tatillerimizde ve yıllık izinlerimizde Avrupa'nın dört bir yanını dolaştık. Bavyera'dan Hollanda'ya, Paris'ten Kuzey İtalya'ya, Balkanlar'dan Macaristan'a kadar pek çok ülke ve şehri gezerek farklı kültürleri yakından inceledim. Gideceğim bölgeleri önceden kitaplardan çalışır; dönüşte getirdiğimiz hatıra eşyaları, müzik kasetleri ve gezi videolarıyla da edindiğim bilgileri pekiştirirdim. Tüm bu gezilerin kritiklerini ve kültür tartışmalarını eşimle birlikte yapardık.
Türkiye'ye döndüğümde, henüz kültürel yozlaşmanın başlamadığı o eski İstanbul'da; müzeleri, sergileri,tarihi, arkeolojik eserleri, tiyatro ve konserleri dolaşarak hem ruhumu canlandırıyor hem de ülkemi yeniden tanıyordum. Lise ve tıp fakültesinden sınıf arkadaşlarımız, eşlerimiz ve çocuklarımızla birlikte ayda bir İstanbul'da buluşmayı, yılda bir hafta da yurt içi veya yurt dışı kültür seyahatleri yapmayı adeta bir gelenek haline getirdik.
Eşimle beraber sayısız turistik seyahate katıldık. Balkanlar üzerinden Roma'ya uzanan gezilerden, Mısır'da Krallar Vadisi'ni ve piramitleri keşfettiğimiz Nil Nehri seyahatlerine kadar dünyayı arşınladık. Cenova'dan başlayıp Güney İspanya sahillerini ziyaret ettik; Cebelitarık üzerinden Atlas Okyanusu'ndaki adalara kadar uzandık.
92 yıllık hayatımı hep okuyarak, üreterek ve dünyayı keşfederek geçirdim. Bunların hiçbirinden zerre pişmanlık duymuyorum. Bütün okurlarıma da sadece çalışmakla yetinmemelerini; bu güzel ülkemizi ve dünyamızı görüp, gezip hayatın tadını çıkarmalarını öneriyorum.
Dr Metin Tulga