Yıllarca hekim olarak yurdumuzda ve yurt dışında üstlendiğim görevler sırasında, ülkemizde yeterli sosyal kalkınmanın neden başarılamadığını saptamak adına çeşitli kitaplarımda görüşlerimi aksettirdim. Türkiye’de çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak için yıllar boyu büyük çabalar sarf edilmiş olmasına rağmen, 21. asırda dahi henüz Atatürk’ün özlediği toplum seviyesine ulaşamayışımızın temel nedeni, bu hedeflerin halka yeterince anlatılamamış olmasıdır.

CHP, Atatürk’ün ölümünden sonra onun devrimlerini tamamlayabilmek için çaba göstermiş olsa da bunları uygulamaya geçirecek vizyona ve güce sahip kadroları sürdürülebilir kılamamıştır. Bunun sonucu olarak 1945 yılı öncesinde eğitim, tarım ve özellikle dış politika alanındaki başarılara rağmen; 1945 sonrasında Sovyet tehdidinden çekinerek Birleşmiş Milletler’e katılan yönetim, bir taraftan eğitim, tarım ve dış politika alanlarında bağımsızlığını koruyamamıştır. Ülke yönetiminde, Atatürk’ün hiçbir zaman kabul etmeyeceği dış yardımların kabul edilmesi, parti içindeki ağaların ve zengin arazi sahiplerinin baskıları, tarım, köy ve eğitim politikalarının kanuni altyapısı kurulmuş olmasına rağmen çıkar gruplarının istekleri ve dış güçlerin müdahaleleriyle milli bağımsızlık politikasının zedelenmesine yol açmıştır.

Bu bağlamda Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu askıya alınmış, Köy Enstitüleri ve köylüyü kalkındırma hamleleri etkisiz hale getirilmiştir. Çoğunlukla dış güçlerin baskısıyla, zamansız ve altyapısı yeterince hazırlanmadan çok partili hayata geçişimiz, karşı devrimci iç ve dış odakların ellerine altın tepside bir fırsat olarak sunulmuştur. Bu durumun yarattığı, "her mahallede bir milyoner yetiştirmek" ve "Türkiye’yi küçük bir Amerika yapmak" isteyen zihniyet, dış desteklerle ülkede göz boyayıcı geçici bir ekonomik rahatlama ve kalkınma sağlasa da bu suni rahatlama nihayetinde bugün karşı karşıya kaldığımız yapısal sorunları doğurmuştur.

CHP bünyesindeki Atatürkçü vatanseverlerin tüm gayretlerine rağmen zamanında yapılamayan parti içi arınmalar, bugün halkın büyük desteğiyle birinci parti haline gelmiş olan CHP’nin elini kolunu bağlamakta ve yapılması gereken köklü reformları zorlaştırmaktadır. Bugün CHP’ye düşen görev; parti içindeki karşı devrimci çizgileri saf dışı bırakıp, ülkedeki muhalif tüm Atatürkçüleri bir araya getirmek ve demokratik parlamenter sistem içerisinde iktidara gelerek Atatürk’ün hayallerini gerçekleştirmek olmalıdır. Ancak bu hedefe ulaşmak için, çözüm bekleyen halka yapılmak istenen devrim ve düzenlemelerin açıkça anlatılması; toplumun da bu adımların ülkeyi düzlüğe çıkaracağına, özellikle vergi ve adalet sistemindeki reformlarla sosyal adaletin sağlanması suretiyle ülkenin rahatlayacağına inandırılması gerekmektedir.

Dr. Metin Tulga