Yeğenim Kemal Kural, İstanbul Erkek Lisesi mezunu bir makine mühendisi olmasına rağmen bir turizm acentesi kurmuş ve beni de Mısır seyahatine davet etmişti. Kur'an-ı Kerim'de defalarca değinilen firavunları, okuduğum çeşitli kitaplarda ve seyrettiğim operalarda adı geçen Antik Mısır'ı, özellikle Osmanlı tarihindeki önemli yeri bakımından merak ediyor ve yakından tanımak istiyordum. Eşimle beraber daveti derhal kabul ederek hazırlıklara başladık. Ben herhangi bir geziye çıkmadan önce, gideceğimiz bölgeyle ilgili kitaplar satın alarak ve oranın kültürü hakkında bilgiler toplayarak önceden hazırlığımı yaparım. Seyahat esnasında o yöreye ait videolar, müzik kasetleri, fotoğraf ve broşür gibi hatıra eşyalarını satın alırım. Uçak ve otel rezervasyon biletlerini de bunlara ekleyerek beraberimde getirir, dönüşte günlerce onları tetkik ederek seyahati ve edindiğim bilgileri adeta tekrar yaşarım.

23 Nisan 1990 günü, İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Mısır Hava Yolları'na ait bir uçakla Kahire Havalimanı'na indik. Havalimanının, köklü Mısır medeniyetine ve Kahire gibi bir şehre yakışmayacak durumda olması beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Bizi karşılayan rehberimiz, Londra Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak görev yapan, Almanca ve İngilizceyi çok iyi konuşan sempatik bir Mısırlıydı. Ona ilk sorum, havalimanının neden Mısır medeniyetine yaraşır şekilde inşa edilmediği oldu. Rehberimiz, "Bu havalimanı Ortadoğu ülkelerinden gelenler için kullanılan yedek bir terminaldir; Avrupalı ve Amerikalı turistler için son derece lüks ve modern olan asıl havalimanımız da bulunmaktadır." şeklinde cevap verdi. Atatürk Türkiyesi'nin halkını bir "Ortadoğu ülkesi insanı" olarak gören bu zihniyet beni derinden üzmüştü. Seyahatim sırasında, Mısır'ın sosyal ve eğitim bakımından bizden fersah fersah geride olmasına rağmen devletin turizme verdiği değer ise beni şaşırtmıştı.

Bu noktada biraz da yol arkadaşlarımızdan bahsetmek isterim. Grubumuzun çoğunluğunu, o dönem Türk Telekom'da görevli, son derece donanımlı mühendis hanımlar ve aydın insanlar oluşturuyordu. Havalimanından otobüslerle Kahire’deki otelimize geldiğimizde, yapının heybeti ve misafirlere gösterilen olağanüstü ilgi karşısında hayretler içinde kaldım. Zira Avrupa’nın gelişmiş birçok ülkesindeki dört veya beş yıldızlı otellerde bile böylesine bir temizlik ve hizmetle karşılaşmamıştım. Ancak aynı övgüleri Kahire şehri ve genel olarak Mısır için söylemek ne yazık ki mümkün değildi. Nitekim rehberimiz; otel dışında su dâhil hiçbir yiyecek ve içeceğe yaklaşmamamızı, uzun süre konaklayacağımız Nil vapurları ve oteller dışında bilgisi haricinde gruptan ayrılmamamızı, özellikle hanımların çok dikkatli olmasını tembihledi. Bahsettiğim bu detaylar yaklaşık 35 yıl öncesine ait olduğu için bugünkü durumun ne olduğunu bilemiyorum. Antik Mısır medeniyetine ve turizm profesyonellerine ne kadar hayran kaldıysam, Mısır'dan İstanbul’a döndüğümüzde de o kadar büyük bir aydınlanma yaşadım; sanki Türkiye’den Almanya’ya ilk gittiğimizdeki o medeniyet şaşkınlığına benzer bir histi bu. Atatürk’e ne kadar borçlu olduğumuzu o zaman bir kez daha, çok daha iyi anlamıştım.

İlk günümüz Kahire şehri ve civarını otobüsle turlayarak geçti. İkinci gün sabah erken saatlerde uçakla Luxor (Teb) Havalimanı'na geldik ve bizi bekleyen Nil üzerindeki Prenses isimli vapurun kamarasına yerleştik. Bir müddet dinlendikten sonra otobüslerle Luxor şehrine geçtik. İlk olarak dünyanın en büyük dini yapısı olarak bilinen Karnak Tapınağı'nı ve çevresini ziyaret ettik. Bir tapınaklar kompleksi olan bu devasa yapının inşasına, Orta Krallık döneminde (M.Ö. 2000-1700) Firavun I. Senusret'in saltanatı sırasında başlanmış. Her firavun, kendinden önceki yapının üzerine yenilerini ekleyerek bu tapınağı sürekli büyütmüş. İnşa süreci Batlamyus (Ptolemaios) Hanedanı dönemine (M.Ö. 305-30) kadar uzanmış; dolayısıyla tapınağın inşası aralıklarla 2000 yıl devam etmiştir. Ancak günümüze ulaşan yapıların büyük kısmı Yeni Krallık döneminden kalmadır. Amon Tapınağı veya Re Tapınağı olarak da anılan bu kompleks; Amon-Ra'nın büyük tapınağının yanı sıra Khonsu, İpt, Ptah, Montu ve Osiris gibi tanrılara adanmış birçok yapıyı bünyesinde barındırır. Bütün kompleks, 20 metre yüksekliğinde kerpiç kaplama duvarlarla çevrilmiştir. Rahiplerin arındığı kutsal göl ve sfenkslerle bezenmiş görkemli yol, büyüleyici bir geçit oluşturuyor. Tek parça taştan oyulmuş devasa obeliskler (dikilitaşlar), Firavun Hatşepsut ve I. Thutmose adına dikilmiş muazzam anıtlar olarak dikkat çekiyor.

Luxor Tapınağı, M.Ö. 1400 yıllarında Nil Nehri'nin doğu kıyısına inşa edilmiş olup Tanrı Amon ve Khonsu'ya adanmıştır. Antik Mısır'ın başkenti olan Teb (Luxor) kentinde bulunan bu önemli dini merkez; III. Amenhotep, II. Ramses ve Tutankamon gibi Yeni Krallık dönemi firavunlarının izlerini taşır. Karnak’taki süsleme sanatı, dışa doğru kabartmadan ziyade içe kazıma tekniğiyle yapılmıştır. Tapınağın görkemli Hipostil (Sütunlu) Salonu'nda yaklaşık 134 dev sütun, 8000 adak taşı, 450 heykel ve sayısız sfenks bulunmaktadır. Tapınak, Luxor kenti sınırları içinde ve Nil'in doğu kıyısındadır. Nil Nehri'nin batı kıyısında ise firavunların gizli antik mezarları yer alır.

Gezimiz boyunca Krallar Vadisi, papirüs atölyeleri, Nil Nehri çevresi, Edfu Tapınağı, Timsah Tapınağı (Kom Ombo) ve Tanrı Horus heykeli gibi eşsiz eserleri yakından gördük. Ayrıca inşaatı tamamlanmamış, yarım kalmış bir obeliski yerinde inceleyerek, bu devasa taşların ana kayadan nasıl oyulup şekillendirildiği hakkında fikir sahibi olduk. Giza piramitleri de bu tarihi serüvenin muazzam duraklarından biri olarak hafızalarımıza kazındı.

Mısır seyahati çok boyutlu ve bir o kadar da yorucudur. Her sabah yeni tarihi eserler geziliyor, rehberimiz anlatımını her yapının başında yapıyor; ancak o kalabalığın ve koşuşturmacanın içinde bazı bilgiler ister istemez unutulabiliyor. Ben genellikle harita, plan ve broşürleri takip ederek notlar almış olsam da edindiğim bilgilerin kalıcı olmasını ancak döndükten sonra kitapları, videoları ve çektiğim fotoğrafları düzenli bir şekilde çalışarak sağlayabildim. Bana göre bir insanın Mısır medeniyetini layıkıyla tanıyabilmesi için seyahatin öncesinde ve sonrasında birer hafta Kahire Müzesi'ne zaman ayırması; Nil kıyısını, piramitleri, Aswan'daki ve çevredeki diğer tarihi yapıtları hakkıyla gezebilmek için ise en az 15 gün boyunca, yer yer 50 dereceyi bulan güneşin altında mesai harcaması gerekir.

Dr. Metin Tulga