Zamanın birinde bir padişah, hazine boşalınca halka üst üste yeni vergiler koymuş. Sonra da halkın nabzını yoklamak için vezirini çağırıp, "Git bakalım halkın arasında bir dolaş, durumları nasıl, şikayet eden var mı?" diye sormuş. Vezir gidip dolaşmış, döndüğünde: "Padişahım, halk bitap düşmüş. Açlık ve yoksulluktan perişan halde, herkes ağlayıp dövünüyor" demiş. Padişah gayet rahat bir şekilde, "Güzel, demek ki hâlâ kaybedecek bir şeyleri var, vergilere devam edin" diyerek durumu pek önemsememiş. Aradan bir süre geçmiş, padişah vezirini tekrar göndermiş. Vezir bu kez büyük bir şaşkınlık içinde dönmüş: "Sultanım, durum çok değişti. Artık ağlayan sızlayan yok; herkes neşeli, saz çalıp sokaklarda gülüp oynuyorlar!" Padişah bunu duyunca yerinden sıçramış: "Aman ha! Bakanları toplayın, durum çok tehlikeli, derhal önlem almalıyız! Eğer halk bu sefaletin içinde saz çalıp oynamaya başladıysa, umutlarını ve kaybedecek her şeylerini yitirmişler demektir!"

Ben bu fıkrayı belki de aklımda kaldığı kadarıyla böyle anlatıyorum ama asıl gelmek istediğim nokta şu: Bana son günlerde gelen eleştirilerden anlıyorum ki; insanlarımız artık haksızlıklardan, adaletsizliklerden ve sefaletten dolayı ülkenin bu durumdan kurtulabileceğine dair umutlarını tamamen kaybetmiş durumdalar.

Çözüm düşünmektense, ülkeyi bırakıp kaçmak için bir fırsat arıyorlar. Hatta bizim gösterdiğimiz çözüm önerilerini duymaya dahi tahammül edemiyorlar. Bugün artık geciken seçimin ülkeyi çok tehlikeli bir duruma sürükleyebileceğini; yaşlı, genç, fakir, zengin herkesin, ama özellikle de ülkeyi yönetenlerin anlaması gerekiyor.

Bir vatandaş olarak önerim; halk umudunu tamamen yitirmeden, yetkililerin kesin bir seçim tarihini derhal milletle paylaşmasıdır.

Dr. Metin Tulga