Bundan evvelki "Ormanların Korunması" adlı yazımda, ormanları korumak için özel bir eğitim gerektiğini, bunun aile ve toplum içinde yapılması gerektiğini yazmıştım. Çevrenin nasıl korunduğunu Avrupa'da yaşamış insanların çok iyi bildiğini biliyorum. Ancak ülkemiz dışındaki güzelliklerden bahsettiğinizde aydın insanların bile, "Ülkemizi onlarla kıyaslayamazsınız, bizim memleketimiz doğal olarak onlardan katbekat daha güzel," diyerek hemen savunmaya geçtiklerini görürsünüz. Hakikaten de ülkemiz, bütün dünya insanlarının kıskançlıkla bakacakları kadar güzel. Allah bu güzellikleri bize vermiş ama biz onları çirkinleştirmek için ne gerekirse yapıyoruz. Buna karşın Avrupalılar, yeteri kadar güzel olmayan ülkelerini elleri ve akılları ile güzelleştiriyorlar; biz oraya gittiğimizde "Neden biz bunları yapamıyoruz?" diye üzülüyoruz.
Almanya'da dağ gezilerinizde keyfinize göre dağ çiçeklerini toplayamazsınız. Onlar dağın çiçekleridir, Almanlar onları bulundukları yerde görmek isterler. Evinizin bahçesini düzenlemeden, otları temizlemeden, ağaçları budamadan bırakamazsınız. Canınızın istediği gibi ağaç kesemez, evin bahçesini otopark yapıyorum diye betonlayamazsınız. Evinizi bakımsız, çatısız, sıvasız veya kapkara betonla kaplı bırakamazsınız. Çöplerinizi canınızın istediği gibi kapınızın önüne bırakamazsınız; bunun bir kuralı vardır, uymaya mecbursunuz. Bahçe duvarından dışarı taşarak kaldırımı kapatan ağacın dallarını kesmezseniz veya otları temizlemezseniz öyle bir para cezası gelir ki ağzınız uçuklar. Hele otomobilinizden dışarıya bir madde atın veya kurallara uymadan araba kullanın, neredeyse maaşınızı cezaya ödemeniz gerekir. Alman halkı bu cezaların çokluğundan korkmaz, zira toplum içinde nasıl davranacağını, komşularını rahatsız edecek harekette bulunmamayı çocukluğundan öğrenmiştir. Aile öğretmiyorsa, devlet aileye bunu öğretmesini bilir.
Bugünlerde duyuyoruz; "Denizler, göller kirlendi, sular azaldı. İnsanlar serinleme olanağından mahrum kaldı," deniyor. Sen gölün suyunu kimseye sormadan bahçene bağlar, yer altı sularını boşu boşuna akıtırsan, bahçendeki ağaçları otomobiline park yeri açmak için kesersen... Şehri betonlarla kaplarsan, ormanları yakar, pisliğini göle, akarsuya veya denize atarsan bir gün gelir elini yıkayacak su bile bulamaz, günlerini yağmur duasına çıkarak geçirirsin. Çok geç olmadan aklımızı başımıza alalım. Belediye meclisine ve TBMM'ye seçeceğimiz kimseleri tanıyarak seçelim.
Dr Metin Tulga