Çocukluğumuzdan itibaren ülkemizde, emperyalist devletlerin de desteklediği bazı grupların insanları birbirine düşmanlaştıran propagandalar yaptığını hepimiz az çok biliriz. Sünniler Alevileri kötüler, Museviler kendilerinden başkasını sevmez, Katolikler Protestanlardan hoşlanmaz, Protestanlar ise kendinden olmayanı sevmez.

Hâlbuki özel hayatımda bana kendini kardeşim gibi hissettiren insanların başında Alman, Hollandalı, Kürt, Laz, Çerkes, Çingene, Ermeni, Rum ve Arap arkadaşlarım oldu. Benim nedense öyle çok fazla arkadaşım olmamıştır ama çok çeşitli dostlarım olmuştur. İnsanları birbirinden nefret ettiren bu saçmalıkları kim icat etmiştir? Sorsan kimse bilmez. Önyargılar olabilir, okuduğumuz kitaplar olabilir, ailelerimiz olabilir... Ben Hacıbektaş ilçesine atandığım zaman onların Alevi olduklarını dahi bilmiyordum. Onları tanıdıktan sonra, onları bana yanlış tanıtan kaynaklara saygım kalmadı. Ermeni arkadaşlarla tanıştıktan sonra da aynı hissi duydum. Kürtler ise kızlı erkekli sevdiğim çocukluk arkadaşlarımdı; hekim olarak Ağrı'ya tayin olduktan sonra Kürtlere ayrı bir sempati duydum.

Nedir ülkemizdeki bu tatsız durum? Sağcı-solcu, Alevi-Sünni arkadaşlar yıllarca birbirlerini öldürdüler. Belki bu durum onarılabilir, insanlar birbirlerini tanıyınca sevebilirdi. Ancak politikacılar ve asırlarca Hristiyan'ı Türk’e vurduran Haçlı Seferleri zihniyeti, din uğruna sayısız Anadolu insanının ölümüne sebep oldu. Müslümanlar da kendinden olmayan insanları düşman addederek onlarla ilişkiyi kesmişlerdir. Dinlerine yeni bir görüş getirdi diye, din adamlarının teşvikiyle Protestanları katledenlerin hepsi de aslında Allah’ın yarattığı kullardı. Bunu kışkırtanlar ise dini kullanan politikacılar ve ruhbanlardır.

Ülkemizin şu dönemde en çok kardeşliğe ve dostluğa ihtiyacı vardır. İnsanların büyük bir kısmı doğru dürüst beslenememekte, önemli bir kısmı da henüz kesinleşmiş bir suçları mevcut değilken "her ihtimale karşı" zindanlarda yatmaktadır. Çocuklar anasız babasız, eşler yalnız kalmaktadır. Bir kısım suçsuz insan hapse atılmakta, sonra "Affedersiniz, yanlışlık olmuş" denerek salıverilmektedir.

Demokratikleşmenin getirdiği yeni düzende, İslam'da ruhban sınıfı olmamasına rağmen "ulema" denen insanlar, toplumları tarih boyunca muhafazakâr ve modern olarak bölmüşler, kendi çıkarlarını sağlamak için halkı kamplara ayırarak birbirine düşman etmişlerdir.

Sanki camiler ve mescitler Allah’ın evi değil de bunların etki alanı olarak yararlanacağı tesisler gibi görülmüş; kendilerinden olmayan veya kendileri gibi düşünmeyen inançlı insanları dışlayarak aleyhlerinde sayısız ithamlarda bulunmuşlardır. Kur'an, Tevbe Suresi'nde ayet ile bunları ifşa etmekte ve onların mescitlerinde namaz kılınmamasını (Mescid-i Dırar) önermektedir. Dini politikaya alet edenlerin günümüzde camileri o kadar artmış ve hatiplerinin söylevleri o denli rahatsız edici olmuştur ki, pek çok Müslüman camiye gideceğine evinde namaz kılmayı yeğlemiştir. Hâlbuki Almanya’da bulunduğum sürede, hastanelerde akşam yapılan konsey toplantısı bile ben orucumu açıncaya kadar bekletilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Allah, bütün ilahi din kitaplarını kutsal saymış ve o dinlerin mensuplarının da kendi kulları olduğunu ifade etmiştir.

Şu hâlde insanların din uğruna birbirini öldürmesinin hiçbir gerekçesi olabilir mi?

Dr Metin Tulga