ATV ekranlarında bir süredir yayınlanan "Kuruluş" dizisini zaman zaman izliyorum. Tarihi gerçeklerin bu denli çarpıtılarak bir aksiyon filmi gibi aksettirilmesinden büyük üzüntü duyuyorum. Ekranda yansıtılan tablonun, henüz yayınlanma safhasında olan “Teşhis: Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Zihniyet Dönüşümü” adlı kitabımda ele aldığım tarihi hususlarla uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığını görerek, bu konuyu okurlarımla paylaşmak istedim.

Konunun tarihsel hakikatini anlamak için merhum Halil İnalcık’ın “Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları” adlı eseri temel alınmalıdır. Bu eser, Osmanlı’nın kuruluş sürecini efsanelerden ve destanlardan arındırarak tamamen belgelere dayandıran bir başyapıttır. İnalcık'ın ortaya koyduğu gerçeklere göre; Osmanlı Devleti sanılanın aksine en başından beri yalnızca "Kayı boyu" obasının etrafında şekillenmemiştir. Erken dönemde katı bir Kayı boyu milliyetçiliği veya önceden çizilmiş bir imparatorluk vizyonu yoktur. Devletin asıl kurucu dinamiği "Gaza İdeolojisi"dir. Osman Gazi; alperenler, yurtsuz Türkmenler ve dervişler gibi farklı kesimlerden savaşçıları bu ideoloji etrafında toplamayı başarmış bir liderdir.

İnalcık, Osman Gazi'nin tekfurlarla (Bizans valileri) ilişkilerinin "reel politik" eksenli olduğunu belirtir. Dizilerdeki gibi sürekli bir savaş halinden ziyade; ticari ilişkiler, ittifaklar ve dostluklar söz konusudur. Yine İnalcık, Osmanlı'nın beylikten devlete geçişini 1302 tarihindeki Bapheus (Koyunhisar) Savaşı'na dayandırır. Bu savaşta Osman Gazi, yerel tekfurları değil, bizzat Bizans ordusunun merkezden gönderdiği düzenli bir birliği yenmiştir. Bu zaferin ardından, Anadolu'daki binlerce Türkmen gazisi başarılı liderin etrafında toplanmak üzere bölgeye akın etmiştir.

Orhan Gazi dönemi ise tam anlamıyla bir kurumsallaşma ve şehirleşme dönemidir. Orhan Bey, çadırda değil, fethettiği şehirlerdeki saraylarda yaşayarak o bölgeleri Türk-İslam kültürünün merkezleri haline getirmiştir. Şehirlerin fethi de kılıç kalkanla yapılan anlık baskınlarla değil; yıllar süren sabırlı abluka (hisar-peçe) ve aç bırakma stratejileriyle, çoğunlukla kan dökülmeden, teslim yoluyla gerçekleşmiştir.

Ahi lideri Şeyh Edebali ve dönemin dervişleri yalnızca ruhani figürler değillerdi; aynı zamanda yeni kurulan devletin bürokratik, ticari ve hukuki altyapısını kuran mimarlardı. Yeni fethedilen topraklarda adalet ve vergi düzenini onlar tesis ediyordu. Öte yandan, Orhan Bey'in Bizans imparatorunun kızıyla yaptığı tamamen diplomatik olan evlilik, dizide; savaş meydanlarında kılıç sallayan, ordular yöneten ve Orhan Bey'e pusular kuran intikamcı bir savaşçı kurgusuna dönüştürülmüştür.

Tarihi yapımların senaryolarının; Hammer, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Halil İnalcık gibi saygın tarih bilimcilerin eserleri esas alınarak hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Bu noktada Türk Tarih Kurumu'nun bir 'sansür ya da onay' kurumu olarak değil, yapımcılara dönemin ruhunu ve gerçekliğini sunacak bir 'rehber ve başdanışman' mercii olarak sürece dahil edilmesini öneriyorum.

Sonuç olarak; ekrandaki dizi, o dönemin muazzam kurumlaşma, şehirleşme ve medeniyet inşası adımlarını arka planda tutmaktadır. Bunun yerine, karakterleri sürekli ellerinde kılıçla ormanda adam kesen ve pusulara düşen figürler olarak öne çıkararak, tarihi bir anlatıdan ziyade sıradan bir aksiyon filmine dönüşmüştür.

Dr. Metin Tulga