ÜTOPYA NEDİR?
Felsefede ütopya; gerçekte var olmayan ancak tasarlanan, adalette eşitliğin sağlandığı, refahın en üst düzeyde olduğu ideal toplum ve devlet düzenidir. Atatürk, benim doğduğum yıl olan 1933’te (Cumhuriyetin Onuncu Yılı) Türkiye'yi bu ideal duruma yaklaştırmıştı. Ne yazık ki sağlığı, bunu devam ettirmesine izin vermedi. İnancım şudur: Dünya uygarlığının merkezi olan Anadolu böyle bir dâhi yetiştirdiğine göre, dünya var oldukça bu topraklarda onu izleyecek binlerce dâhinin de yetişebileceğine inanıyorum.
İDEAL BİR CUMHURBAŞKANI BU ÜLKEDE NELER BAŞARABİLİR?
Öncelikle Osmanlı'dan bugüne nasıl gelindiğini ve Türk demokrasisinin Türkiye için en uygun şeklinin ne olduğunu araştırabilir. 92 yıllık yaşamımda edindiğim deneyim ve bilgiler ışığında yapılacak ilk iş; cumhurbaşkanı olarak tarafsız, genç, güler yüzlü, donanımlı ve merhametli bir vatandaşın seçilmesini sağlamaktır. Millet Meclisi; başbakanı ve bakanlar kurulunu seçecek, onları denetleyebilecek kalitede olmalıdır.
Siyasi partiler, milletvekili adaylarını belirlerken belli bir kontenjana uyarak meclisin her düşüncenin temsil edilebileceği bir kurul olmasını sağlamalıdır. Öyle ki, istatistik verileri dikkate alınarak; 18-35 yaş arası gençlere, kadınlara, köylülere, tarım ve sanayi işçilerine, madencilere, esnafa, teknik elemanlara, bilim insanlarına, hukukçulara, sağlık mensuplarına, mimarlara ve (inşaat, elektrik, makine, maden, gemi inşaatı gibi) mühendislere, tüccarlara ve büyük sanayicilere mecliste kontenjan sağlanmalıdır. Bu durum; odalar, dernekler ve sendikalar tarafından da denetlenmelidir. Milletvekilleri kesinlikle milletvekilliği görevi dışında başka bir iş yapmamalıdır. Mecliste oturumlar halka açık, oylamalar ise mümkün olduğu kadar gizli olmalıdır. Böyle bir meclisin komisyonları tarafından hazırlanacak, adil bir vergilendirmeye dayanan ekonomik politika; ülkeyi huzur, barış ve refaha kavuşturabilir.
Anayasa Mahkemesi üyeleri, aday gösterilen hukukçular arasından halk tarafından seçilmelidir. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, hâkimler ve savcılar gerektiğinde bu mahkemede yargılanabilmelidir. Yüksek Hâkimler Kurulu, Danıştay ve Yargıtay üyeleri; ülkedeki bütün hukukçuların oluşturduğu bir kurul tarafından seçilmelidir. Hâkim ve savcılar bu kurulların oluşturduğu komisyonlar tarafından atanmalı; atanan savcı ve hâkimler ancak Anayasa Mahkemesi kararıyla görevden alınabilmeli veya görev yerleri değiştirilebilmelidir.
Eğitim ve sağlık ücretsiz olmalıdır. Eğitim birliğine ve teknik eğitime önem verilmeli, sistem her gelenin keyfince değiştiremeyeceği şekilde yeniden organize edilmelidir. Üniversiteler bağımsız olmalı ve demokratik seçimle yönetilmelidir. Din ile devlet işleri kesin bir şekilde birbirinden ayrılmalıdır.
İnsan, hayvan, bitki, doğa ve tarihi zenginliklerimiz titizlikle korunmalıdır.
Sağlık sistemi, Atatürk dönemindeki zihniyet ışığında ve 60'lı yıllarda uygulanan sosyalizasyon ile günümüzdeki aile hekimliği uygulamalarının sonuçları karşılaştırılarak yeniden ele alınmalıdır. Poliklinik hizmetleri ile hastane hizmetlerinin birbirinden kesinlikle ayrılacağı bir şekilde; tıp fakülteleri, Sağlık Bakanlığı, yüksek sağlık okulları, belediyeler, hastaneler ve serbest çalışan doktorların katılımıyla seçilecek bir kurul tarafından düzenlenmeli ve denetlenmelidir. Farklı uzmanlıkların temsil edileceği ve uzmanların sahip olacağı özel poliklinikler kesinlikle kurulmalı, bunlar aile hekimleri ile koordinasyon içinde çalışmalıdır. Hastaneler; Sağlık Bakanlığı, vakıflar, Sosyal Sigortalar Kurumu veya bütün yöneticileri sağlık personeli olan derneklere ait olmalıdır. Kendi kendini yönetecek yapıda olan bu hastaneler; muayenehaneler ve aile hekimleri ile koordinasyon halinde çalışmalı ancak Sağlık Bakanlığınca denetlenmelidir. Özel hastaneler tamamen kaldırılmalıdır. Her hastanede, özel sigortalı hastalar için yeterli ve konforlu, klinik şefinin bizzat yöneteceği odalar bulunmalı; teşhis ve tedavide ise özel sigortalı ayrımı asla yapılmamalıdır. Üniversite hastanelerinde de aynı sistem uygulanmalı, öğretim üyeleri üniversite dışında muayenehane açamamalıdır. Sağlık Bakanlığı; hastanelerin denetimi dışında bulaşıcı hastalıklar, sosyal hastalıklar, çevre ve beslenme sağlığı ile hijyen konularıyla görevlendirilmelidir. Eski hastaneler çok sıkı bir yapı kontrolünden geçirildikten sonra aynen faaliyete alınmalı, şehir hastanelerinin ise verimlilikleri kontrol edildikten sonra nasıl kullanılacağı uzmanlar tarafından incelenerek faaliyetlerine devam edilmelidir; ancak yenilerinin inşasına izin verilmemelidir. Ordu sağlık hizmetlerini kendisi organize etmeli ve denetlemelidir.
Yerel yönetimler yeniden düzenlenmelidir. Büyükşehir belediyelerinin yetkileri artırılmalı, diğer belediyelerle ilişkileri yeniden tanımlanmalıdır. Atatürk'ün köy politikası göz önüne alınarak; köyler meraları, okulları ve sağlık kuruluşlarıyla bağımsız muhtarlıklar haline dönüştürülmeli, mahalle statüsüne geçirilmiş köyler tekrar köy statüsüne kavuşturulmalıdır. Köy yaşlılar kurulu ve partisiz muhtarın izni olmadan, hükümet kendiliğinden köy arazileri ve köylünün malı üzerinde karar verememelidir. Seçilmiş belediye başkanlıkları ve muhtarlıkların boşalması halinde, buralara merkezi hükümet asla atama yapmamalı; bunların yerine belediye meclisleri ve yaşlılar kurulundan seçilen vekiller getirilmelidir. Köy Enstitüleri tekrar inşa edilmeli; Avrupa'da olduğu gibi köylerde yangın teşkilatları, spor ve sosyal tesisler kurulabilmelidir. Sosyal ve sağlık tesisleri (eskiden ebe, hemşire ve sağlık memuru barındıran sağlık evleri gibi) açılmalıdır. Ormanlar devletleştirilmeli, orman içinde yerleşim önlenmeli; yerleşim sadece tel örgüler dışındaki orman vasfı taşımayan arazilerde mümkün olmalıdır. Ormanlar büyükşehir belediyeleri tarafından yönetilmeli; yangınlar için ormanda uçak dâhil her türlü önlem belediyeler tarafından planlanmalı, orman köylerinde ise köy yönetimi yangın, sel ve fırtınalara karşı önlem almalıdır.
Artık otoyollar, devasa köprüler ve havaalanları yapılmamalı; öncelik demiryollarına ve denizyollarına verilmelidir. Üretim yapılan bölgelerden şehirlere ve limanlara taşımacılık demiryolu üzerinden yapılmalı, bütün demiryolları merkezi elektrik sistemine bağlanarak tüm lokomotifler elektrikli olmalıdır. Şehirlerde toplu taşımacılık elektrikli araçlar, metro, tramvay ile elektrikli otomobil ve motosiklet gibi araçlarla yapılmalı, petrol kullanan araçlar trafikten men edilmelidir. Sanayi; önceliğini elektrikle çalışan otomobil, kamyon, lokomotif, tramvay, metro ve taşımacılıkta kullanılan diğer tüm araçların, hatta insansız hava araçları ve uçakların üretimine yöneltmelidir. Kömür, petrol ve petrolden elde edilen yakıtlar sadece uluslararası yollarda kullanılmalıdır. Kömür, petrol ve doğal gazdan üretilen elektrik sadece elektrik üretim merkezlerinde üretilmeli, filtrasyon kurallarına katı bir şekilde uyulmalıdır. Nükleer enerjinin askeriye haricinde kullanılması yasaklanmalı, tarımda kullanılan ilaçlar tarım ve sağlık uzmanlarının denetiminden sonra kullanıma sunulmalıdır. Sigara kullanımı eğer hâlâ insan hakları kapsamına giriyorsa, bunun için toplumda özel yerler belirlenmelidir.
Elektrik elde etmek için tarımda ve hayvancılıkta kullanılmayan bütün araziler devletçe ele geçirilerek öncelikle güneş, rüzgâr, su ve diğer elektrik üretecek tesislerin kurulmasında kullanılmalıdır. Yukarıda değindiğimiz filtrelerle zararsız hale getirilmiş kömürden üretilen enerji; ısınma, aydınlatma ve evlerdeki beyaz eşyalarda kullanılmalıdır.
Adalet ve infaz sistemi tekrar gözden geçirilmeli; insanlar gereksiz yere özgürlüklerinden ve canlarından olmamalıdır. Kadına ve çocuklara zarar verenler hiç affedilmemelidir. İnsan canına kastedenler hayat boyu toplumdan tecrit edilmeli; ancak onların da insan olduğu düşünülerek hayatlarını daha sağlıklı bir ortamda geçirmeleri sağlanmalıdır.
Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" prensibine uyulmalı ancak ülke savunması, başka ülkelerin planlamasına göre değil kendi savunma politikamıza göre planlanmalı ve güçlendirilmelidir. Paralı askerlik (bedelli) sistemi kaldırılmalı; askerlik görevini farklı bir şekilde tamamlamak isteyenler, tahsillerine göre emsallerinin askerlik yaptığı süre boyunca yaşlılar evi, akıl hastaneleri, hapishaneler, sanayi veya eğitim kurumlarında görevlerini tamamlamalıdır. Atatürk'ün önerisi doğrultusunda, yönetiminde söz sahibi olmadığımız hiçbir devletler arası kurula katılmamaya özen gösterilmelidir. Dış işlerinde her devletle siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler, karşılıklı çıkar esasına göre kurulmalıdır.
Ekonominin planlanmasında Atatürk'ün ekonomik görüşlerine dikkat edilmelidir. Zira bu ekonomi modeli ile Cumhuriyet'in kurulmasından sonraki 15 senede ekonomistlere göre bugüne kadar alınan en iyi sonuçları başardığımıza göre, daha da fazla çalışarak dünya ekonomisinde en önlerde yerimizi alabiliriz.
Atatürk, devletin ekonomiye müdahalesiyle birlikte kişisel özgürlüklerin korunmasına da büyük önem vermiştir. Özel mesai ve faaliyeti esas tutarak kısa zamanda milleti refaha ve ülkeyi imara kavuşturmak için devletin bazı konularda görev üstlenmesinin faydalı olacağına inanmıştır. Bunu sağlamak için:
a) Tam çalışma
b) Hızlı ve dengeli sermaye birikimi
c) Dış ödemeler ve dış ticaret dengesinin sağlanması
d) Dengeli gelir dağılımı
e) Enflasyonsuz hızlı kalkınma
f) Bölgeler arası dengeli kalkınma
g) Özel girişimin geliştirilmesi
h) Yabancı sermaye ile iş birliği
gerektiğine işaret etmiştir.
Yukarıdaki amaca erişebilmek için de toplumun farklı kesimleri arasında imtiyazlı kişi, grup, zümre ya da sınıfların oluşması önlenmek suretiyle kalkınmanın bütün kesimlere eşit dağıtılması sağlanmalıdır. O; çiftçi, çoban, işçi, tüccar ve doktor gibi herhangi bir sosyal kurumda faal olan her vatandaşın hak ve menfaatinin eşit olması gerektiğini belirtiyordu.
Her vatandaş kendi görüşlerini ve hayallerini diğerleriyle paylaşırsa, insanlar toplumda ortak çıkarlarda birleşebilecek ve bu yolla toplumun dogmalarla bölünmesi önlenebilecektir.
Dr Metin Tulga