Ben 62 yıl bilfiil hekimlik yapmış, şu anda 92 yaşında bir hekimim.
Zorunlu cerrahi müdahaleler dışında bugüne kadar hiçbir hekime ve ilaca gereksinimim olmadı. Koronavirüs salgını başlayınca, hastalarımın ve ailemin bu hastalıktan zarar görmemesi için 89 yaşımda muayenehanemi kapattım. Hastalarıma YouTube aracılığıyla veya telefonla yardımcı olmaya çalıştım.
Son iki senedir bağırsaklarımda gaz ve bunun sonucu oluşan ritim bozukluğu (ekstrasistol) nedeniyle 30'un üzerinde farklı uzmanlık dalından hekimle karşılaştım. Aşılarım, eşimin hastalığı ve sağlık kontrollerimiz nedeniyle farklı sağlık kuruluşlarını ziyaret ettim.
Öncelikle hekim arkadaşlarımın davranışlarına değinerek başlamak istiyorum. Bildiğim kadarıyla bizim bir Hipokrat yeminimiz vardır ama bu yemini yapmış ve uygulamak zahmetine katlanan hekimlerimizin varlığından şüpheliyim. Sözüme öncelikle Alanya'da bulunan Başkent Üniversitesi Hastanesinden başlamak istiyorum. Bu hastanedeki bütün davranışların Hipokrat yeminine uygun olduğunu, bunun dışında böyle başka bir kuruma rastlamadığımı belirtmek ister; kendilerini tebrik eder, teşekkürlerimi sunarım.
Özellikle Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ve kurumlarında bu duruma hiç riayet edilmediği, yalnız benim tarafımdan değil diğer hekimler tarafından da ifade edilmektedir. Ancak bunu genellemek istemiyorum. Zira aralarında sayıları fazla olmasa da özellikle yaş almış harika meslektaşlarımın bulunduğunu da söylemek isterim.
Bir grup genç meslektaşımın; hekim olduğumu belirttiğim hâlde hatır sormaya bile ihtiyaç duymadan, şikâyetlerimi dinledikten sonra hiçbir soru sormadan ve muayene etmek için yerinden bile kalkma zahmetinde bulunmadan beni laboratuvara ve röntgene gönderip bu sonuçlara göre hemen reçete yazdıklarını sıklıkla saptadım. Bir hastanın boğazını, göğsünü, kalbini, reflekslerini, gözlerini görmeden hangi teşhisten şüphe ediyorlar da hastaların sadece röntgen ve laboratuvar tetkikleriyle teşhis edilebileceğini sanıyorlar, anlamıyorum. Bir hekim, alanında profesör olsa dahi önce pratisyen bir hekim gibi düşünmek mecburiyetindedir.
Ancak kabahati yalnız onlara yüklemek istemiyorum. Zira suçun en büyüğü onları yetiştiren üniversitelerde ve hekimleri 5 dakikada bir hasta muayene etmeye zorlayan, bütün yükü acil servislere bindirdikleri hâlde burada çalışan hekim (özellikle uzman) sayısını artırmayan ve onların fedakârca çalışmalarını ödüllendirmeyen Sağlık Bakanlığındadır.
Bu hususları bildikleri hâlde hekimleri ve yetkilileri uyarmayan Tabip Odaları, politika ile uğraşacaklarına önce 2000 sene evvel bu işin farkına varmış olan Hipokrat'ın ne dediğini zahmet edip okumalıdır. Bu arada acil servislerde çalışan hekim, hemşire ve ambulans görevlilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.
Tekrar öneriyorum: Acil servislere yeterince dâhiliye, çocuk hastalıkları, kadın doğum uzmanı ve cerrah atanmalıdır. "İcapçı" (nöbetçi uzman) sistemi kaldırılarak onların da acil nöbetine aktif olarak katılmaları sağlanmalı; mutlak surette acilde çalışan hekim ve hemşirelere özendirici ek ücret ve uzmanlık avantajı sunulmalıdır.
Devam edecek…
Dr. Metin Tulga