Avrupalıların doğa konusundaki duyarlılığını zaman zaman kitaplarımda ve makalelerimde okurlarımla paylaşarak onlardan tamamlayıcı ve onaylayıcı eleştiriler aldım. Buna karşılık ülkemizde ormanlarımıza, meyve bahçelerine ve zeytinliklere karşı sergilenen acımasız davranışları gördükçe, yöneticilerimizin Allah’ın kitabında nelerin önerildiğinin farkında olup olmadıklarından şüphe duyuyorum. Kadınların örtünmesine, içki içilmemesine ve ibadetlere büyük önem veren bu insanlar; Kur'an-ı Kerim'de doğanın, çevrenin ve hayvanların korunmasının, onların da insanlar gibi yaşama hakkı olduğunun ve ilahi birer emanet sayıldığının açıkça belirtildiğini neden bilmek istemiyorlar? İnsanlara işkence etmenin, onları aşağılamanın ve masum insanlara suç isnat etmenin ne denli günah olduğunu bilmeyenlerin, Allah’ın doğaya verdiği önemi göz ardı etmesi belki de normal karşılanabilir.

Oysa Kur'an-ı Kerim, En'âm Suresi 38. ayetinde, "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasın," diyerek hayvanların da insanlar gibi sosyal birer topluluk olduğunu, kendilerine has rızıkları bulunduğunu ve ahirette hak arayacak birer nefis olduklarını açıkça ortaya koyar. Hayvanların insanların dostu olduğu, onlardan yararlanırken aslında bizi mutlu eden hayat arkadaşları oldukları asla unutulmamalıdır. Nahl Suresi 5. ve 6. ayetlerinde de ifade edildiği üzere, eti yenen büyükbaş ve küçükbaş hayvanları yaratan O’dur. Onlar bizi soğuktan korur, etleriyle besler; sabahları otlağa salıverilirken ve akşamları dönerken sergiledikleri güzelliklerle bize sağlık ve mutluluk sağlarlar.

Ne var ki bazı insanlar, hayvanları doğadan ayrı birer eşya gibi gördüklerinden onları sevmeyi ve birlikte mutlu olmayı düşünemiyor; kedi, köpek ve kuşların varlıklarından adeta rahatsız oluyorlar. Oysa bu canlar, çevremizdeki zararlı unsurları yok ederek evlerimize girmelerini önler ve bize hizmet ettikleri kadar varlıklarıyla da mutluluk verirler. Şehirleşmenin de etkisiyle artık yerleşim yerlerinde köpekler ve kediler sevilmeli, beslenmeli ve su ihtiyaçları karşılanmalıdır. Psikolojik sorunları olan bazı kimseler, çocuklarını kedi ve köpeklerden korkutarak uzaklaştırmış; zararsızca dolaşan bu canlıları taş atarak veya sopayla vurarak kendilerinden uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Ülkedeki durumu güya uygarlaştırmak adına, hayvanları ötekileştiren bir yaklaşım benimsenmiştir. Hayvanları kendi savunmasını sağlamak için veya özel olarak eğiterek saldırgan hale getiren asıl sorumlular cezalandırılacağına, hayvanların tecrit edilmesini sağlayan kanunlar çıkarılmış; yıllarca onlara yapılan hatalar ve katliamlara varan saldırganlıklar göz ardı edilmiştir. Belediyelerin ve devletin, şehirlerde yaşayan hayvanları yok etme teşebbüsleri hiçbir vicdana ve dine, özellikle de İslam dinine uymaz. Hem namaz kılıp oruç tutan hem de hayvanlara işkence edip bitkilere saygısızlık eden insanlar, inançlarına göre öteki dünyada neyle karşılaşacaklarını hiç düşünmüyorlar mı?

Hayvan sevmeyenlerin çoğunlukta olduğu ülkemizde, sokak hayvanlarını evlere almayı özendirmek şu aşamada mümkün değildir; zira önce toplumun eğitilmesi gerekir. Bu eğitime sadece çocuklardan başlamak yeterli faydayı sağlamaz. Psikologların gözetiminde ve sosyologların planlamasında anne ve babalara verilecek gece eğitimleri çok daha etkili olacaktır. Toplumun onca ekonomik sorunu varken bu tür işlerle uğraşmanın sırası mı diye düşünülebilir. Ancak Atatürk, savaştan çıkmış, sefalet ve açlığın hüküm sürdüğü bir ülkede uygarlaşma çalışmalarını; ulaştırma, sanayi ve ekonomik kalkınmayla birlikte düzgün bir programla eşzamanlı olarak başarmıştır. Benzer bir vizyonla, at gözlüklerini çıkardığımızda, bugün İstanbul'da Ekrem İmamoğlu’nun yürüttüğü çalışmalarda da bu çabayı görebiliriz. Fakat ne yazık ki şehirlerin sokak hayvanlarından arındırılmak istendiğine ve onların canlarına kastedildiğine hâlâ şahit oluyoruz.

Toplumumuzda, ailelerinin etkisiyle hayvanları seven bireyler olmaktan çok, onlardan korkulması gerektiğine inanan azımsanmayacak bir kesim vardır. Kedilerin ve köpeklerin yiyeceklerini çöpe atan, su kaplarını yok eden insanlarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Oysa onlara kötülük yapılmadığı takdirde, hayvanların insanlara gösterdiği karşılıksız sevgi ve sadakat, çoğu insanın birbirine gösterdiğinden çok daha fazladır. Deniz kıyısına yürüyerek giderken köpeklerin bana arkadaşlık ettiğini gören bazı sorunlu şahısların, "Beni ısırır mı?" diyerek kaçıştığına defalarca şahit oldum. Onlara hep şunu söylerim: "Arkadaş, bu köpekler benim sahipli hayvanlarım değil. Kendilerini senin gibilerden korumak için benim yanıma geliyorlar. Beni ısırmayan hayvan seni neden ısırsın? O, elinde kendini savunmak için taşıdığın sopayı ona vuracağını bildiği için sana karşı savunmaya geçebilir." Hayvanlar, kötü muamele gördükleri insan profillerini (örneğin kasketli, elinde sopa olan kişileri) tanır ve ona göre savunma refleksi geliştirirler. Hayvansever insanların yanında kendilerini güvende hisseden bu canlılara, hayvan karşıtı aileler korkuyla ve kabaca yaklaşmaktadır.

Toplumumuzda hayvan düşmanları kadar bitki ve doğa düşmanları da yaygındır. Balkan ve Avrupa ülkelerini gezenler bilir; oralarda yol kenarları, evlerin bahçeleri ve balkonları rengârenk çiçeklerle bezenmiştir. Bizim halkımız ise yol kenarına ev yapmaya meraklıdır ama bahçesinde, balkonunda çiçek bulunduran çok azdır. Nedenini sorsanız "su az" derler ama halı veya otomobil yıkamak için gereğinden fazla su harcamaktan çekinmezler. Sorarsanız Avrupalıların sorunlarının daha az olduğu bahanesinin arkasına sığınırlar. Köyleri gezdiğinizde bile birçok yerde dikili bir ağaç bulamazsınız; yeşillikler ve çiçekler içindeki evlerde oturan komşular kesinlikle Türk'tür ama genellikle Balkanlardan veya Rusya'dan göç etmiş, doğa kültürünü yaşatan kimselerdir. Doğa bilinci genetik değil; aileden, doğuştan itibaren öğrenilen bir değerdir. Bizler uygar bir ülke olmak istiyorsak, okullardaki çocukları olduğu kadar anne ve babaları da eğitmeliyiz. Yetişkinler için zorunlu doğa ve davranış gece okulları açmalıyız.

Nahl Suresi 11. ayette de buyrulduğu gibi: "Allah o su ile size ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır." Lütfen insanlara, hayvanlara, bitkilere ve tüm doğaya saygılı olun; onu koruyun. Çünkü inandığımız kitapta en çok bu konuya açıklık getirilmiş ve tüm insanlığa net bir çağrı yapılmıştır.