Taksim Meydanı ve çevresi, bir hekim ve orada ikamet eden bir insan olarak hayatımın büyük bir kısmını kaplamaktadır. O güzel semtin korunarak; değiştirilmeden, tarihi ve sosyal yapısı bozulmadan varlığını sürdürmesi en büyük dileğimdir.

Almanya’dan döndükten sonra devlet ve üniversite bünyesinde çalışmamın yanı sıra Taksim'de bir muayenehane açarak aile bütçeme ve çocuklarımın eğitimine katkı sağlayacak imkânlar yaratmayı, aynı zamanda hastalarıma bu merkez vasıtasıyla şifa dağıtmayı amaçlamış ve tam bir Taksim sevdalısı olmuştum. Yaşayıp çalıştığım Taksim, Türk tarihinde özellikle Cumhuriyet'in kuruluşunu temsil eden Cumhuriyet Anıtı ile İstanbul'un incisi olan semtlerden biridir. Burada, doğrudan anıtı gören bir apartman dairesini muayenehane olarak kiraladım. Apartmanların arasında yeşillikleriyle bizlere doğa içinde bir yaşam sunan Taksim Gezi Parkı ve civarında, Dolmabahçe Stadı'na yakın Demokrasi Parkı, günlük spor faaliyetlerimi yürütmek için en güzel alanlardı. Bu bölge, geçmiş belediye başkanlarının vizyonuyla aynı zamanda bir kültür ve spor merkezi durumuna getirilmişti. Kültür Sarayı'ndaki opera ve senfoni konserleri, civarda bulunan onlarca tiyatro, müzikal, sergi ve Beyoğlu'nun kendine has dokusuyla semt, Cumhuriyet'in gerçek bir kültür merkezi hâline gelmişti. Spor Sergi Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu ve Dolmabahçe Stadyumu ile bölge, büyük konserlere ve spor yarışmalarına da ev sahipliği yapıyordu. Eşimle beraber hemen hemen her akşam bir etkinliğe katılıyor, Avrupai bir yaşamı güven içinde burada sürdürüyorduk.

Muayenehanemin Taksim'de bulunması, yurt içinden ve yurt dışından hastalarımın bana kolayca erişebileceği bir merkez oluşmasını sağlamış; alerji ve immünoloji alanında getirdiğim yenilikleri geniş bir kitleye sağlık hizmeti olarak sunmamda etkili olmuştu.

Aradan yıllar geçse de ve tarihi dokusu ne kadar değiştirilmiş olursa olsun, Taksim ve çevresi hafızalarımızda hâlâ uygarlığın merkezi olarak yer almaktadır.

Dr. Metin Tulga