Son yıllarda okullarda ve okul dışında ergenlik çağındaki gençlerin ilişkilerinin bozulduğunu, birbirlerine zarar verebilecek, hatta cinayet işleyebilecek seviyeye geldiklerini üzülerek ve korkarak görüyoruz. Yıllardır yetkililerin önlem almasını bekleyen halkımız, planlı bir çözüm üretilmediği için yalnızca üzüntülerini dile getirmekle yetinmektedir.
Olay sadece "okul içinde güvenlik önlemi almak" olarak görüldüğü sürece bu sorunun çözülmesine imkân yoktur. 93 yaşında bir hekim olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya çapında yaşanan gençlik olayları dışında bu tarz şiddet eylemleriyle hiç karşılaşmadım. Varto'dan Edirne'ye; Ankara, İstanbul ve Eskişehir gibi büyük şehirlerdeki okullarda bulunmuş biri olarak, gençlerin birbirlerine ne denli saygı duyduklarını bizzat yaşadım. O dönemin basınını dikkatle izleyen bir insan olarak da bugünküne benzer tablolara hiç rastlamadım.
Olayların kökenini ve yurt çapında hızla yayılmasını değerlendirdiğimizde, sorunun sadece okul içiyle sınırlı olmadığını görüyoruz. Toplumu kamplara ayıran, ekonomik ve sosyal dengesizlikleri körükleyerek zengin-fakir ayrımını derinleştiren politikacıların yanı sıra aile yapısındaki bozulmaların da bu durumda büyük payı vardır. Şehirleşme ve plansız göç, sanayi toplumuna geçişin sancılarıyla birleşince aileler bu yozlaşmadan fazlasıyla nasibini almıştır. Töre cinayetleri, kan davaları, aile içi şiddet ve çocukların küçük yaşta sertliğe yöneltilmesi sorunun temelinde yatan diğer unsurlardır.
Kadınlara yönelik saldırılar, trafikteki şiddet olayları ve özellikle reyting uğruna çarpık ilişkileri, zengin-fakir ayrımını ve silahlı çatışmaları abartarak sunan televizyon dizileri ahlaki çöküşü hızlandırmaktadır. Mecliste yaşanan nadir gerginliklerin bile "kan döküldü" şeklinde halka sunulması, silahlanmanın artması ve teşvik edilmesi de şiddeti besleyen en önemli faktörlerdendir.
Çözüm, konunun her kesimden bilim insanları tarafından ele alınarak planlanmasından geçmektedir. Ancak uzun vadeli bilimsel sonuçları beklemeden, doğru teşhislerle önleyici adımlar hızla atılmalıdır. Yapılacak ilk şey, çocuklardan önce onları yetiştiren aileleri eğitmektir. Kurumsal yapımız bu konuda henüz yetersiz olsa da, sırf güvenlik güçlerini artırarak halkla devleti karşı karşıya getirmek doğru değildir. Sorunun temeli ailede, medyada ve eğitim sistemindedir.
Okullarda önlem alınmak isteniyorsa, öncelikle okuldaki farklılaşmayı ve ayrışmayı doğuran unsurlar tespit edilmelidir. Sokakta başıboş dolaşan çocukların atanamayan öğretmenler aracılığıyla kurulacak özel eğitim kurumlarında eğitilmesi, öğrenciler arasında karşılıklı saygının yeniden tesis edilmesi şarttır. Her okulda bulunan dürüst, namuslu ve lider karakterli öğrencilerin, disiplini sağlamada öğretmenlerle iş birliği yapması teşvik edilmelidir.
Okul kapılarına polis veya jandarma yığmaya gerek yoktur; okullar hapishane değil, toplumsal eğitim merkezleri olmalıdır. Sorun okullarda sadece dini eğitim vererek çözülemez; bu durum öğrencileri "dinli-dinsiz" diye daha derin ve tedavisi zor bir ayrışmaya itebilir. Karma eğitimi zedeleyecek yaklaşımlar da cinsiyetler arası saldırganlığı artırabilir. Aile içinde kız ve erkek kardeşler nasıl yan yana, uyum içinde yaşayabiliyorsa, toplumda ve okulda da doğru eğitimle bu düzen rahatlıkla sağlanabilir.
Dr. Metin Tulga