Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda kurulmuş olup Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri başta olmak üzere İttihat ve Terakki ile padişahçı Hürriyet ve İtilaf Partisi mensuplarından oluşan bir çoğunluğu barındırmaktaydı. Bütün bu farklı görüşler, Atatürk’ün dehası sayesinde CHP çatısı altında bir araya gelmişti.
Mustafa Kemal döneminde CHP dışında iki defa muhalif parti kurma deneyimi yaşanmış; ancak her ikisi de gericilerin ve padişah taraftarlarının isyanları sonucu devam edememiştir. Parti hiçbir zaman tam anlamıyla Atatürk’ün partisi olamamıştır. Ölümü ile cumhuriyet idaresini devralan İnönü, statükocu karakteri dolayısıyla devrimleri koruyamamıştır. 1945 yılında Amerika ve Rusya’nın Avrupa’yı taksimindeki iş birliği ve Sovyetler Birliği'nin Boğazlar üzerindeki iddialarından çekinen Türkiye, kolayı Amerika ile işbirliği yapmakta bulmuştur. Bu dönemde devrimler büyük çapta askıya alınmış, devlet yönetimine Atatürk karşıtlarına da yer verilerek sağ-sol arasında denge sağlanmaya çalışılmıştır.
Demokrat Parti'nin kuruluşu, Amerika’nın gerek askeri gerekse milli eğitim ve ekonomi üzerindeki etkilerini artırmış; düzenlenen yardımlar vasıtasıyla ülkede bir kalkınma hamlesi başlatılmıştır. Önceleri tarımda ve endüstride büyük iyileşmeler görülürken, daha sonra savurganlık, plansız ekonomi ve dışa bağımlılık ülkede ekonomik çöküntüye neden olmuştur. Aslında henüz Türkiye’de yönetimin değişmesi düşünülemezken, dikensiz gül bahçesi yaratmak ve iktidarlarını sağlama bağlamak isteyen yönetim, muhalefeti ve halkı baskı altına almıştır. Askeri yönetim döneminde ise ülkedeki demokratikleşmeyi sağlayacak çok önemli hamleler yapılmıştır.
Askeri ihtilal sonrası dönemlerde "Ortanın Solu" denemesine girişen İnönü, partiyi Ecevit’e kaptırmıştır. Ecevit de Milli Selamet Partisi (Refah geleneği) ile koalisyon yaparak 1974 Kıbrıs Harekâtı'nı gerçekleştirmişse de devrimlerden büyük ölçüde tavizler verilmesine neden olmuştur. Ecevit, Kıbrıs’ın büyük bir kısmının alınmasını sağlamakla kazandığı popülariteyi, kurduğu azınlık hükümetleri ve sağcılarla yaptığı plansız koalisyonlar yüzünden tüketmiş, devrimlerden taviz vermeye devam etmiştir. Ne CHP ne de Ecevit’in DSP’si Atatürkçü parti hüviyetini kazanamamıştır.
Bir süre sonra CHP, parti içi yönetim ve anlaşma zemini oluşturmak yerine başkanlık sevdasına kapılarak partiyi üçe bölmüş ve sağcıların ekmeğine yağ sürmüştür. Bu arada iyi hazırlanmış olan sağcı gruplar birleşerek önce İstanbul Belediyesi’ni, sonra da Türkiye yönetimini ele geçirmişlerdir. Bunların karşısında, bulundukları durumdan memnun olan CHP muhalefeti, Baykal ve Kılıçdaroğlu yönetiminde hiçbir etki gösterememiş; bundan faydalanan ve akılcı hazırlanan sağcı gruplar zamanla devletin üzerinde etkilerini artırmışlardır.
Ekonomik ve siyasi zorluklar ile yetersiz kadro dolayısıyla güç kaybeden iktidar, çareyi diğer küçük sağ partilerle iş birliği yapmakta bulmuş ve muhalefetin etkisizliği nedeniyle devletin bütün kademelerine yerleşmiştir. Artık hedefledikleri noktaya erişme zamanının geldiğini düşünerek, muhalefet içerisinde etkili çalışmalarıyla dikkati çeken yerel yönetimleri ele geçirmeye veya çalışamaz hale getirerek halkın gözünden düşürmeye çalışmışlardır.
Bu arada muhalefetin beyni durumundaki İmamoğlu çeşitli yöntemlerle hemen hemen tamamen etkisiz hale getirilmeye çalışılsa da sanırım liyakat seçimindeki yeteneği, partiyi Özgür Özel’e teslim etmesini sağlamıştır. Özel'in olağanüstü çalışmaları ve halkın yönetime gösterdiği büyük tepki ile iktidar ne yapacağını şaşırmış, kayyum/butlan gibi tartışmalı hukuki yollara sarılarak ana muhalefet partisini bölmeye, felç ederek etkisiz hale getirmeye gayret etmiştir. Ancak Özgür Özel'in olağanüstü çalışmalarıyla halkın büyük desteği eskisine nazaran daha da artmış; partinin genç elemanları önceden hazırlanarak yeni yol haritasını faaliyete geçirmişlerdir.
Henüz iktidarın buna karşı planları tam olarak bilinmemekle birlikte, bir sene içerisinde bozulmadan devam edecek bu birliktelik, iktidarın kapısını açabilir. Şimdilik onlara bekledikleri desteği vermek ve birlikte çalışmaktan başka yapacak bir şey yoktur. Atatürkçüler mutlak suretle birleşmeli ve kazanmalıdır.
Dr. Metin Tulga