Çocuk sağlığının en önemli unsuru, annenin bu bakımdan iyi eğitilmiş olmasıdır. Anne eğitimi, kız çocuklarına daha evlenmeden, gençlik dönemlerinde verilmelidir; zira çocuğun sağlıklı yaşamasında birinci etken annenin sağlığıdır. Bence günümüzdeki en önemli sağlık sorunlarının başında, anne adaylarının sigara veya antidepresan gibi maddelere bağımlı olması geliyor. Bunun, çocuk doğduktan sonra telafi edilmesi imkânsızdır.
Bir anne adayı, evlenmeden önce mutlaka bir hekime giderek sağlık kontrollerini ve aşılarını yaptırmalıdır. Uzun süre etkili olabilecek poliomiyelit (çocuk felci) ve tetanoz aşıları kesinlikle ihmal edilmemelidir. Kendi hekimlik hayatımda, sağlıklı doğan iki çocuğun doğumdan sadece birkaç saat sonra tetanozdan öldüğüne bizzat şahit oldum. Ayrıca astım, saman nezlesi, kedi veya kuş tüyü alerjisi bulunan anne adaylarının da evlenmeden önce desensibilizasyon (alerji duyarsızlaştırma) aşılarını tamamlamaları gerekir.
İmmünite (bağışıklık) çocuğa anneden intikal eder. Annenin aşılanmış kanı, doğuma kadar ve doğumdan sonraki en az altı ay boyunca çocuğu enfeksiyon hastalıklarından korur. Özellikle spesifik İmmünoglobulin G ve M (bloke eden İmmünoglobulin G4), çocuğa doğumdan sonra alerjik koruma ve enfeksiyonlara karşı direnç sağlar. Doğumdan sonra ise çocuk, anne sütüyle İmmünoglobulin A alarak virüs hastalıklarına karşı bağışık hale gelir. Bir solunum yolları uzmanı olarak deneyimlerimle gördüm ki; çocuklardaki solunum yolu hastalıklarının önlenmesi, annenin evlenmeden evvel gördüğü tedavilerle doğrudan ilişkilidir. Çocuğun genlerini babadan almış olması dahi anneden intikal eden bu bağışıklık gerçeğini değiştirmez.
Alerjik hastalıkların tedavisi, enjeksiyon veya dilaltı olarak uygulanan alerji desensibilizasyon aşılarıyla mümkündür. Buradaki maksat, bedende spesifik İmmünoglobulin G4'ün oluşmasını sağlamaktır. Ayrıca uygulanan bütün aşılar genel bağışıklığı da artıracağından, virüsler henüz hücreye girmeden dolaşımdaki antikorlar vasıtasıyla koruma sağlanır.
Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen, yapılan araştırmalara göre yüz binlerce insanın çeşitli bahaneler ileri sürerek aşılanmayı reddettiğini öğreniyorum. Hükümet tabipliğim süresince de bazı cahil kişilerin köylerde halkı aşılanmamaya teşvik ettiklerini bizzat yaşadım. O dönemde, beraberimdeki jandarmayı aşı sırasında enjeksiyon mahallinde bulundurmayıp dışarıda bekleterek güvenliği sağlıyor ve bu cehaletin önüne geçiyordum.
Bakteri ve virüs aşıları, hastalık yapma özellikleri zayıflatılmış veya ölü mikroorganizmalarla yapılmaktadır. Turgut Özal dönemine kadar bu aşılar yurdumuzda Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nde hazırlanırdı. Son zamanlarda ise aşılar aile sağlığı merkezlerinden reçete edilip eczaneler vasıtasıyla ecza depolarından sağlanarak uygulanıyor. Kendi çocukluğum boyunca okullarda belli zamanlarda, hekim yönetiminde hemşire ve sağlık memurları tarafından aşı yapıldığını bizzat yaşadım. 1959 yılından Almanya'ya gittiğim 1966 yılına kadar hekimlik hayatımda ve askerliğimde çiçek, tetanoz, boğmaca, difteri, tifo, tifüs, çocuk felci, grip ve verem aşılarını bizzat yöneterek uygulattım.
Her şeyde olduğu gibi "vahşi kapitalizm"in etkisi, en büyük zararı koruyucu hekimliğe vermiş ve vermeye devam etmektedir. Halkın sağlık hizmetlerine ve aşılara güvensizlik duyması; aşıların topluma iyi anlatılamaması ve yanlış uygulanması göz önüne alındığında maalesef haklı bir tepkidir. Aile hekiminin temel görevi genel aşıları uygulamak olmamalıdır; bu durum, hükümet tabibini, müdür konumuna getirerek tıbbi uygulamanın başından ayıran çarpık sistemin bir sonucudur.
İlçe sağlık müdürlükleri İl idaresine kanununa tabi olmamalı ve koruyucu hastalıklar hekimi olarak doğrudan sağlık bakanlığı tarafından yönetilmelidir.
Aslında Sağlık Bakanlığı, hastane ve aile hekimliklerinin gündelik işleyişine karışmayı bırakıp; bulaşıcı hastalıklar, sosyal hastalıklar, koruyucu hasta bakımı ve çevre sağlığı ile uğraşmalıdır. Sosyalizasyon döneminde dahi yanlış uygulanan bu sistemde, hastaneler ve aile hekimlikleri tıpkı eski Sosyal Sigortalar gibi bağımsız bir devlet kurumu tarafından yönetilmeli ve Sağlık Bakanlığı tarafından sadece denetlenmelidir. Eskiden halk "neyin, neden yapıldığını" bilirdi. Şimdi ise kimin ne yaptığını araştırmacı bilim insanları bile tam olarak çözemiyor.
Bu konudaki bilimsel araştırmalarıma ve yazılarıma devam edeceğim.
Dr. Metin Tulga