1939-1945 İkinci Cihan Harbi Döneminde Türkiye  (Bölüm II) (Atatürk’ün Sağlık ve Beslenme Politikası)

Metin Tulga

09-05-2026 17:20

Mustafa Kemal bir bilim adamı değildi; ancak en büyük arzusu, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diyerek gerçek bilimin bu topraklara yerleştirilmesiydi. Bunca karanlığın içinde aydınlığı getirmek kolay değildi. Latin alfabesinin kabulü, dilimizin Türkçeleşmesi gibi adımlar sözde aydınlar, hatta bazen kendi yol arkadaşları tarafından bile engellenmeye çalışılıyordu. Bir gün bazı sözde aydınlar kendisine, ”Paşam siz köylüyü okutmak istiyorsunuz ama köylü aydınlatılırsa sizi de bizi de memleketin başında istemez” dediklerinde, Atatürk gülümseyerek ”Ah! Nerede o günler...” diye cevap vermişti. Atatürk, eğitim sistemini kurarken önce batılı bilginlere başvurdu. Ünlü eğitimci John Dewey ona, ”Kuracağınız okul batı okullarına benzememeli, Türkiye‘nin gerçeklerine uymalı” tavsiyesinde bulunmuştu. Bunun üzerine Atatürk, köy gerçeklerini yerinde inceleyip bir rapor hazırlamaları için aralarında İsmail Hakkı Tonguç’un da bulunduğu eğitimcileri köylere gönderdi. Heyet, sahadan üç çarpıcı gözlemle geri dönmüştü: Birincisi, batı taklidi öğretmen okullarından köylere gidenlerin bir kısmı şartlara dayanamayıp köyden ayrılmış ya da köyün karanlığında eriyerek ağanın yoluna girmişti. İkincisi, köy okulunda okuma yazma öğrenen köylü, pratiğe dökemediği için bu bilgiyi çabuk unutuyordu. Üçüncüsü, ordudan dönüp tarlasını işleyen bazı asker çavuşları, köy çocuklarına kendiliklerinden okuma yazma öğrettikleri gibi; şimşek ile elektriğin aynı anadan doğduğunu, sıtmanın sivrisinekten geldiğini, trenin buharla çalıştığını da büyük bir hevesle anlatıyorlardı. Atatürk ve İnönü bu gözlemleri büyük bir ilgiyle dinlediler. Bu raporların ışığında, kırsal kesimle kentli arasındaki bozuk dengeyi eşitlemek amacıyla 1936 yılında Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan döneminde "Köy Eğitmeni" projesi başlatıldı. Askerliğini çavuş olarak yapan gençler, Ziraat Bakanlığının işbirliği ile modern tarım tekniklerinin uygulandığı çiftliklerde yetiştirilerek köylere gönderildi. Bu başarılı ön çalışmaların ardından, 17 Nisan 1940 yılında Cumhuriyetin en büyük aydınlanma hamlesi olan Köy Enstitüleri kuruldu.

Eğitimin yanı sıra o yıllardaki en büyük yaramız hastalıklardı. Atatürk, 1 Mart 1922 tarihinde meclis kürsüsünden yaptığı hitapta, ölümlerin azaltılarak nüfusun artırılması ve bulaşıcı hastalıklarla savaşılarak insanlarımızın dinç kalması gerektiğini vurgulamıştı. Savaş yıllarında tifo, tifüs, sıtma, verem ve frengi gibi salgın hastalıklar o kadar yaygındı ki, cephelerde erimiş nüfusumuz doktorsuzluk yüzünden daha da azalıyordu. Daha düzenli ordu bile kurulmadan, 1 Mayıs 1920’de Sağlık Bakanlığı kuruldu. Asıl büyük atılım ise Dr. Refik Saydam’ın göreve getirilmesiyle başladı. İlk planda teşkilat kuruldu, tıp fakültesi Avrupa'dan gelen değerli profesörlerin katkısıyla güçlendirildi. 1928’de kurulan Hıfzıssıhha Müessesesi sayesinde kendi aşı ve serumumuzu üretir hale geldik. Sıtma o dönem ulusal bir felaketti; alınan olağanüstü önlemlerle 1940 yılına gelindiğinde hastalığın oranı yüzde 11 seviyesine kadar düşürüldü. Frengi, verem ve trahom ile topyekûn bir savaş verilerek milyonlarca insanımız tedavi edildi. Cumhuriyet döneminin bu başarısı, liyakatli kadrolara duyulan güvenden geliyordu. Yozgat’ta, çocukluğumu geçirdiğim sırada, dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, doktorların can yakan aşıları büyük bir disiplin ve şefkatle uygulamalarıydı. Hekim aşıyı yaparken hastasına hastalığın ne olduğunu anlatır, adeta bir öğretmen gibi onu aydınlatırdı. Hekim ile halk arasında karşılıklı saygıya dayanan öyle güçlü bir dostluk tesis edilmişti ki, bugün hastanelerde gördüğümüz o acı şiddet olayları o zamanlar asla yaşanmazdı.

Ne yazık ki yıllar içinde bu koruyucu hekimlik anlayışı yerini ticari bir sağlık sistemine bıraktı. Sağlık hizmetleri devasa binalara, şehir hastanelerine hapsedildi; özelleştirmelerle sektör patronların insafına terk edildi. Oysa devletin asıl görevi devasa hastaneler inşa etmek değil, bulaşıcı hastalıklarla koruyucu boyutta mücadele etmek ve çevre sağlığını denetlemektir. Beslenme zinciri de benzer şekilde kırıldı. Mahalle aralarındaki bakkallar ve manavlar yok edilip çarşı ticareti tekelleştirilince, dar gelirli vatandaşlarımız derin bir gıda enflasyonunun ortasında bırakıldı. Oysa Atatürk’ün beslenme politikası, Misakımillî hudutları içerisinde hiçbir ailenin aç kalmaması esasına dayanıyordu.

Atatürk’ün inşa ettiği bu bağımsızlık vizyonunun en önemli taşıyıcı kolonlarından biri de şüphesiz ulaşımdı. Üretim merkezleri, limanlarımıza ve şehirlere demiryolları ile bağlandı. Demiryolları sadece bir ulaşım aracı değil; Sivas, Eskişehir ve Adapazarı gibi şehirlerde kurulan fabrikalarla dev bir sanayi hamlesiydi. Bugün ise iç ve dış ticaretimiz tamamen tırların, devasa köprülerin ve ücretli otoyolların tekeline bırakıldı. Oysa köprüler ve viyadükler yerine demiryolu ve denizyolu taşımacılığı ağırlık kazansaydı, hem imalattan hem de yakıttan tasarruf edilerek halka çok daha ucuz gıda ulaştırılabilirdi. Karayolları hiçbir zaman ihtiyaca yetmemekte, sürekli otomobil satışları ve ücretli yollarla belirli kesimler zengin edilmektedir. Eğer demiryollarında rüzgâr, su, güneş ve yerli kömür enerjisi kullanılsaydı, bugün yaşadığımız petrol bağımlılığının ve döviz kaybının önüne geçmiş olurduk. Genç Cumhuriyet, en kısıtlı imkânlarla kendi sermayesiyle yurdu demirağlarla örerken, o bağımsızlık ve kendi kendine yetme ruhu bugün maalesef ticari bir ithalat sarmalına kurban edilmiştir.

Dr Metin Tulga

DİĞER YAZILARI Hantavirüs Gerçeği: Yeni Bir Pandemi mi Yoksa Yersiz Bir Panik mi? 01-01-1970 03:00 1939-1945 İkinci Cihan Harbi Döneminde Türkiye (Beslenme ve Sağlık Sorunları). Bölüm 1 01-01-1970 03:00 Müthiş Türk Kadınları! 01-01-1970 03:00 Sağlık Kuruluşlarında ve Hekimlerin Çalışmalarında Saptadığım Eksiklikler ve Önerilerim 01-01-1970 03:00 Tarihi Gerçeklerden Aksiyon filmine: Ekrandaki " Kuruluş " yanılgısı! 01-01-1970 03:00 Almanya'da 10 yıl ve 1965 sonbaharı.. 01-01-1970 03:00 II.Bölüm -CHP Ne yapmalı nasıl davranmalı-Ekrem İmamoğlu'nda gözlemlediğim özellikler! 01-01-1970 03:00 I. Bölüm-CHP ne yapmalı nasıl davranmalı? 01-01-1970 03:00 Osmanlı Devleti'nde Eğitimin Gelişimi ve Cumhuriyet Dönemi Eğitimi 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan Hatırladığım İstanbul ( Bölüm 3) 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan Hatırladığım İstanbul ( Bölüm 2) 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan hatırladığım İstanbul! 01-01-1970 03:00 Kitaplar ,kitap yazmak ve okumak hakkında.. 01-01-1970 03:00