Kadıköy Telgraf adlı gazetede yazdığım “Çerçeve Yasası, Yeni Parti ve Atatürk Çizgisinde Birlik” adlı yazıma olumlu eleştiri gönderen, 30 yılını Anadolu'nun çeşitli illerinde ziraat mühendisi olarak geçirmiş aydın bir okurumun kaleme aldığı yazı, bana konunun halkımız için ne denli hayati olduğunu irdelemem gerektiğini gösterdi. (Okuruma teşekkür ediyorum. Eğer izin verirse, bu eleştiri yazısını okurlarımla paylaşmayı severek yapacağım.)
O yazısında Çerçeve Yasası gibi köklü adımların meyvesini bugünden yarına görmenin eşyanın tabiatına aykırı olduğunu, toplumsal değişimlerin tohum gibi toprağa düşer düşmez koca bir çınar olmadığını belirterek; sırf bugünkü günlük siyasi çekişmelere bakarak atılan iyi niyetli adımları amansızca eleştiren o aydın kesime kendisinin de çok tepkili olduğunu anlattı. Ayrıca siyasi partilerin çatısı altında toplanmak ve o yapıları içeriden denetlemek şüphesiz çok mühim bir görev olmakla beraber, bu kardeşlik bağını sadece siyasi bir zeminle sınırlı tutmamamız gerektiğini vurguladı.
O saydığınız Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Arabı ve Ermenisi...
Bizlerin tarlada, fabrikada, sokakta zaten omuz omuza yaşadığımız insanlar olduğunu, asıl meselenin tabandaki bu sessiz kardeşliği siyasete ve sivil topluma taşıyabilmek olduğunun altını çizdi.
Yeni partinin başarılı olması sadece birleşmeye değil, aynı zamanda Anadolu'nun bu sessiz çoğunluğuna ne kadar kulak vereceğine ve onları sürece ne kadar dahil edeceğine bağlı olduğunu da belirtti. Ülkemiz halkının etnik ve dini kimlikleri ne olursa olsun önemli olan hepimizin aynı gemide olmamız ve gemi batarsa hepimizin birlikte mahvolacağımızı kavramamızdır.
Ben daha 5-6 yaşlarında, babamın jandarma kumandanı olarak bulunduğu Varto ilçesinde ailecek yerli halk ile birlikte yaşarken, arkadaşlarımız kızlı erkekli Kürt çocuklarıydı. Onlarla aynı milletin çocukları olarak beraber yaşıyor, konuşuyor, oynuyorduk. Şimdi elimdeki fotoğrafa baktığımda hepsinin üzerlerinde temiz elbiseler ve ayakkabılar olduğunu, hiçbir şeyimizle birbirimizden farklı olmadığımızı hayretle görüyorum. Evlerimizde de yediklerimiz farklı değildi. Ramazanda hep beraber orucun açılmasını bekliyoruz. Halkevlerinde yapılan toplantılarda Türkçe, Kürtçe şarkılar okunuyor, tiyatro seyrediyoruz. Kim bu insanların 30 yıl önce harplerden, kardeşi kardeşe vurduran iç savaşlardan yiyecek ekmeği, giyecek elbisesi ve ayakkabısı olmadan çıkan insanlar olduğuna inanabilir?
1952 yılında üniversiteye başladığımda sınıfımızdaki arkadaşlarımızın etnik ve dini kimliği kimseyi ilgilendirmiyordu. Büyük bir sevgi bağı, sınıf arkadaşlığı bizi birbirimize bağlıyordu. Yıllar sonra Ağrı ilinde Sosyalizasyonu kurup sağlık hizmetlerinde görev aldığımda, Kürtler bu defa iş arkadaşlarım, hastalarım oldu. Eşim çarşıda, İstanbul'da giydiği elbiseleri ile rahatça dolaşıyordu.
Ancak biz Varto'da iken Atatürk ölmüş, dünyamız kararmıştı. Bütün Varto halkı günlerce gözyaşlarına bürünmüştü. Ağrı'da da insanlar arasında hala kardeşlik hakimdi, onlar can kardeşlerimizdi ancak çocuklar aynı mutlu çocuklar değildi. İyi beslenemeyen ve sırtlarında yeterli giysileri olmayan çocuklar köyleri dolduruyordu. Görevliler eşkıya nedeni ile korkarak köylere gidemiyordu. Ben ise her köye gidebiliyor, "Neden ben bir eşkıya ile karşılaşmıyorum?" dediğimde "Kürtler sevdikleri insana zarar gelsin istemez" deniyordu. Eşkıyanın bile insan sevgisi eksilmemişti.
Birbiri ile kardeşçe yaşayan insanları içerideki politikacılar, dışarıdan gelip Türkiye'de cirit atan yabancı görevliler, İstiklal Harbi süresindeki gibi bölmüş ancak halkın kardeşlik duygularını henüz yok edememişti. Halkevleri bu konuda Demokrat Parti tarafından kapatılıncaya kadar halkı bir arada tutmayı başarmıştı. Sağcı iktidarlar ülkedeki karışık durumdan yararlanabilmek için kardeşliği kurmada ciddi adımlar atmıyor, emperyalist devletler bizi Ortadoğu halkı yapma çabalarına destek oluyordu. Bugün de "çerçeve anlaşması" olarak ifade edilerek yapılan bu çalışmalar halktan gizleniyor. Buna rağmen büyük bir halk kitlesi tarafından destek görüyor.
Yeni kurulan ve halkın umutla bağlandığı yeni parti, bu durumu halka anlatmaya çalışmış, kurulma aşamasında aydın geçinen bazı kesimlerin hedefi olmuştur. Atatürkçüler yeni bir partide birleşerek, bugüne kadar Atatürkçü olan ve seçimlerde oy kullanmayan Atatürkçülerin de desteği ile inşallah feraha çıkacağız. İstiklal Harbi'ndeki bütün olumsuzluklara rağmen demokrasiyi zorlayarak kuran Türk milleti için bu bir zorluk oluşturmayacaktır.
Bugün yine kardeşlik günüdür. Bizi bölmeye çalışanlara nispet bölünmeyeceğiz ve birbirimize sarılacağız. Kürt, Türk, Çerkes, Laz, Arap, Ermeni ve Rum; Atatürk milliyetçisi her yurttaş, kardeşlik duyguları ile bir araya gelecek ve sorunu çözeceğiz. Biz Atatürk milliyetçisiyiz. Bu vatan hepimizin vatanıdır. İnşallah yurdumuzu içinde yaşanır hale getireceğiz.
Dr. Metin Tulga