Şehir Hastaneleri ülkemiz İçin Yararlı mı?

Metin Tulga

18-06-2026 19:39

62 yıllık hekimlik hayatım boyunca gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çeşitli sağlık organizasyonlarında görev aldım. Edindiğim tecrübeler ışığında, ülkemiz için en doğru sağlık sisteminin hangisi olabileceği üzerine sık sık kafa yordum. Atatürk’ün dehasıyla şekillenen ve Prof. Dr. Refik Saydam tarafından kurulan sağlık sisteminin, bugün dahi yurdumuzda uygulandığında ne denli başarılı sonuçlar verebilecek düzeyde olduğunu açıkça görüyorum. Bu bağlamda, sağlık sistemimizle ilgili saptadığım bazı önemli hususları ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, şehir hastaneleri modelini hayata geçirerek halka sağlık hizmeti sunmayı denemiş olan Büyük Britanya’nın (İngiltere) bu konudaki serüvenine değinmek gerekir. İngiltere’nin 1990'lı yıllarda Kamu-Özel İşbirliği (PPP/PFI) modeliyle hayata geçirdiği şehir hastaneleri projesinden; kamu bütçesine aşırı yük bindirmesi, uzun vadeli yüksek kira maliyetleri, özel sektörün yönetimsel verimsizliği ve sağlık sisteminde yarattığı derin finansal kriz nedeniyle vazgeçildiğini hatırlatmak isterim. Bu projelerin inşaat ve işletme maliyetleri başlangıçta hesaplanandan çok daha yüksek çıkmış, devlet 25-30 yıl boyunca özel şirketlere fahiş kiralar ödemek zorunda kalmıştır. Özel şirketlerin yalnızca kâr odaklı yaklaşımları, sağlık hizmetlerinde kaliteyi düşürmüş ve ciddi yönetim krizlerine yol açmıştır. Ayrıca hastaları devasa tek bir merkezde toplama fikri, çözülemeyen ulaşım sorunları nedeniyle sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini zedelemiştir. Ne yazık ki İngiltere’nin dahi başa çıkamayıp vazgeçtiği bu maliyetli ve sorunlu sistem, uzun süredir ülkemizde "sağlığı geleceğe taşıyan proje" vizyonuyla kamuoyuna sunulmaktadır.

Sistemin ülkemizdeki uygulanış biçimine baktığımızda ise çarpıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında halihazırda hizmet veren erişilebilir devlet hastaneleri kapatılarak, özel şirketlere yüksek bedellerle şehir dışında lüks hastaneler yaptırılmaktadır. Bu şirketlere ücretsiz kazanç garantisi verilmekte, mevcut hastanelerin kadroları buralara devredilmekte ve devlet, yaptırılan bu devasa komplekslerde adeta kiracı konumuna düşürülerek şirketlere devasa meblağlar ödemektedir. Üstelik Sağlık Bakanlığı, şirketlere verilen taahhütler gereği bu hastanelerdeki doluluk oranını yüzde 70 seviyesine çıkarmakla yükümlü kılınmıştır. Her ne kadar göz boyamak adına muayene için başvuran vatandaştan ilk etapta yüksek bir bedel alınmasa da röntgen, MR, kan tahlilleri, tüm görüntüleme hizmetleri, ameliyat, yatak ve yemek gibi temel kalemlerin faturası dolaylı ya da dolaysız yollardan yine yurttaşın sırtına yüklenmektedir. Hastalar şirketlerin belirlediği beş yıldızlı otel tarifeleri ve özel hastane mantığıyla çalışan sistemin maliyetiyle karşı karşıya kalırken; devletin yalnızca mevcut 18 şehir hastanesi için 30 milyar dolar kira ödemeyi kabul ettiği bilinmektedir.

Bu dönüşümün köklerini anlamak için yakın tarihimizin ekonomi politikalarına bakmak gerekir. 1950'li yıllarda çok partili hayata geçişle birlikte iktidara gelen Demokrat Parti yönetimi, özellikle Başbakan Adnan Menderes’in "Küçük Amerika olmak" ve "Her mahallede bir milyoner yetiştirmek" hedefleriyle Amerikan sermayesini ve serbest piyasa anlayışını merkeze almıştır. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan hükümetlerin uyguladığı karma ekonomi modeli kusursuz olmasa da ülke çıkarları açısından oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve ardından gelen Turgut Özal dönemi politikaları, ülkede özelleştirmeye dayalı yeni bir ekonomik sistemin hakim olacağının ve ülkenin nereye evrileceğinin sinyallerini vermiştir. İşte bugün karşımıza çıkan şehir hastaneleri de "mega projeler" adı altında sunulan bu özelleştirme ve sermaye transferi sisteminin en belirgin sonuçlarından biridir. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İngiltere’yi bile mali çıkmaza soktuğu için terk edilen bu model, nedense gösterişi seven toplumumuz tarafından uzun süre takdirle karşılanmıştır. Gerek Türk Tabipleri Birliği gerekse işçi sendikaları ve meslek örgütleri; organizasyonel yapısı, inşaat zemin tercihleri, işçi hakları ihlalleri ve ulaşımı zor bölgelere kurulması gibi pek çok açıdan bu sistemi haklı olarak eleştirmiştir. Buna rağmen, çeşitli yapay zeka araçları ve medya kampanyalarıyla sisteme düzülen methiyeler, eleştirilerin sesini bastırmada daha etkili olmuştur. Sağlık Bakanlığı ise yapımı devam eden 14 hastanenin daha tamamlanmasıyla toplam 33 şehir hastanesi ile bu sistemde ilerlemekte ısrarcıdır.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti, anayasasında açıkça belirtildiği üzere sosyal bir devlet olmasının gereği olarak sağlık hizmetlerini tüm vatandaşlarına eşit ve ücretsiz sunmakla mükelleftir. Sağlıkta öncelik, şehir hastanelerinde kurgulandığı gibi "kâr etmek" değil, koşulsuz şartsız "vatandaşın sağlığını korumak" olmalıdır. Unutulmamalıdır ki en iyi hastane, vatandaşa en yakın olan hastanedir. Sağlık sistemimizin asıl ihtiyacı; yurttaşlarımızın kolayca ulaşabileceği, temel tahlil, tetkik ve görüntüleme hizmetlerini en az zahmetle alabileceği butik hastaneler ile tam teşekküllü devlet hastaneleridir. Üçüncü aşamada ise belirli ve spesifik vakalar için daha donanımlı komplekslere başvurulmalıdır. 60 yılı aşan tabiplik hayatımın bana öğrettiği en net gerçek şudur: 1962 yılında uygulamaya konulan sosyalleştirilmiş sağlık hizmetleri hamlesi, bizim gibi dar gelirli vatandaşların çoğunlukta olduğu bir ülke için en ideal modeldir. Bu anlayışın temelini oluşturan aile hekimliği müessesesi doğru, etkin ve amacına uygun kullanıldığı takdirde, ülkemizin sağlık sorunlarının çözümünde tercih edilmesi gereken yegâne sistemdir.

Dr. Metin Tulga

DİĞER YAZILARI Benim Atatürkçü Tarım Projem! Köylü Nasıl Tekrar Eski Köylü Olabilir! 01-01-1970 03:00 Okurlarımla Sohbetler! 01-01-1970 03:00 CHP’nin, Atatürk’ün Tamamlanmasını Arzu Ettiği Devrimlerdeki Tutumu Ne Olmalı? 01-01-1970 03:00 Orta Asya'da Siyasi ve Sosyal Anlamda Yaygın Olan Örfi Hukukun Osmanlı Devlet Yönetimine Etkileri! 01-01-1970 03:00 Spor Sağlık ve Yaşlılık! 01-01-1970 03:00 Keşfetmekle geçen bir ömür: 92 yıllık serüven! 01-01-1970 03:00 Ütopya ( Hayalimdeki Türkiye Cumhuriyeti) 01-01-1970 03:00 Hantavirüs Gerçeği: Yeni Bir Pandemi mi Yoksa Yersiz Bir Panik mi? 01-01-1970 03:00 1939-1945 İkinci Cihan Harbi Döneminde Türkiye  (Bölüm II) (Atatürk’ün Sağlık ve Beslenme Politikası) 01-01-1970 03:00 1939-1945 İkinci Cihan Harbi Döneminde Türkiye (Beslenme ve Sağlık Sorunları). Bölüm 1 01-01-1970 03:00 Müthiş Türk Kadınları! 01-01-1970 03:00 Sağlık Kuruluşlarında ve Hekimlerin Çalışmalarında Saptadığım Eksiklikler ve Önerilerim 01-01-1970 03:00 Tarihi Gerçeklerden Aksiyon filmine: Ekrandaki " Kuruluş " yanılgısı! 01-01-1970 03:00 Almanya'da 10 yıl ve 1965 sonbaharı.. 01-01-1970 03:00 II.Bölüm -CHP Ne yapmalı nasıl davranmalı-Ekrem İmamoğlu'nda gözlemlediğim özellikler! 01-01-1970 03:00 I. Bölüm-CHP ne yapmalı nasıl davranmalı? 01-01-1970 03:00 Osmanlı Devleti'nde Eğitimin Gelişimi ve Cumhuriyet Dönemi Eğitimi 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan Hatırladığım İstanbul ( Bölüm 3) 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan Hatırladığım İstanbul ( Bölüm 2) 01-01-1970 03:00 Çocukluğumdan hatırladığım İstanbul! 01-01-1970 03:00 Kitaplar ,kitap yazmak ve okumak hakkında.. 01-01-1970 03:00