Geçtiğimiz hafta kamuoyuna yansıyan “ünlüler operasyonu” sonrasında yapılan tartışmalar, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesini yeniden gündeme taşıdı. Soruşturma gizliliğinin ihlali, sadece bireyleri değil, adaletin kendisini de lekeler.
Operasyonun Hukuki Boyutu
Geçen hafta yapılan ve kamuoyuna “uyuşturucu operasyonu” olarak yansıyan süreçte, olayın bir gözaltı mı yoksa sadece tetkik amaçlı bir davet mi olduğu tartışmaları gündeme geldi. Bu hafta açıklanan laboratuvar sonuçlarıyla tablo netleşti: Bazı kişilerde hiç uyuşturucu madde izine rastlanmadı, bazılarında uyuşturucu madde izine rastlandı, bazılarında ise uyuşturucu etkisi gösteren madde tespit edildi. Kanında uyuşturucu madde tespit edilmeyen kişiler yönünden soruşturma “kovuşturmaya yer olmadığına” dair kararla kapanacaktır. Kanında uyuşturucu madde tespit edilen kişiler hakkında ise Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi kapsamında işlem yapılır. Bu maddeye göre kişi, ilk kez uyuşturucu kullanmışsa savcılık kovuşturmayı erteleyebilir; altı ayda bir tetkik yapılır ve süreç sonunda kullanmadığı anlaşılırsa dosya kapanır. Ancak kişinin daha önce de uyuşturucu kullandığı tespit edilirse bu kez “uyuşturucu madde kullanma” suçundan yargılama yapılır.
Yeşil Reçete ve Etken Madde Durumu
Kanında doğrudan uyuşturucu madde değil, uyuşturucu etken madde tespit edilen kişiler bakımından durum farklıdır. Bu kişiler, genellikle yeşil reçete ile alınabilen ilaçları tedavi amacıyla kullanmaktadır. Dolayısıyla bu grup için herhangi bir cezaî işlem yapılmayacak, dosyalar kapatılacaktır.
Soruşturma Gizliliği ve Masumiyet Karinesi
Bu süreçte en çok tartışılması gereken nokta, kanında hiçbir bulgu bulunmayan veya ilaç kullandığı belirlenen kişilerin dahi kamuoyu önünde “uyuşturucu soruşturmasına tabi tutulmuş” gibi lanse edilmesidir. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca soruşturma gizlidir. Bu gizlilik, dosyaya erişim kısıtlamasından ibaret değildir; amacı, kişinin toplum önünde suçlu ilan edilmesini engellemek, masumiyet karinesini korumaktır. Ne var ki bu son olayda gizlilik ilkesi açıkça ihlal edilmiştir. Soruşturmanın içeriği basına sızdırılmış, kişilerin isimleri ve görüntüleri alenileştirilmiştir. Bu durum, sadece bireylerin itibarını değil, yargıya duyulan güveni de sarsmıştır.
İhlalin Hukuki Sonuçları
Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kolluk görevlileri hakkında, “görevi kötüye kullanma” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlarından şikâyette bulunulabilir. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’na karşı idari yargıda tazminat davası açmak mümkündür. Medya yönünden ise, isimleri açıkça paylaşarak “uyuşturucu kullanıcısı” şeklinde haber yapan basın organlarına karşı manevi tazminat davası açılabilir. Çünkü bu tür yayınlar, kişinin kişilik haklarını açıkça ihlal eder.
Toplumsal Etki ve Hukuki Hassasiyet
Soruşturma aşaması, ceza adaletinin en kırılgan dönemidir. Bu aşamada görüntü paylaşımı, isim ifşası, aleniyet yaratılması telafisi güç sonuçlar doğurur. Bu olayda olduğu gibi, daha sonra kanında hiçbir bulguya rastlanmayan kişilerin toplum önünde lekelenmesi, gizlilik ilkesinin ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Hukukun Saygınlığı Masumiyetten Başlar
Hukukun en temel amacı yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, masumu korumaktır. Soruşturmaların yürütülmesinde masumiyet karinesine gösterilecek özen, adaletin vicdanını korumanın da ilk adımıdır. Unutulmamalıdır ki, bir toplumda masumiyet karinesi zedelenirse, adalet duygusu da yara alır.
Av. Melike Yüksel
Instagram: @melikeyuk
X (Twitter): @yuksel_melike
Facebook: Melike Yüksel