ABD Yüksek Mahkemesi Pazartesi günü, yapay zekâ tarafından üretilen sanat eserlerinin telif hakkı korumasına tabi olup olamayacağına ilişkin davayı görüşmeyeceğini açıkladı. Bunun anlamı oldukça açıktır: Telif hakkı koruması esas olarak insan emeğiyle oluşturulmuş eserleri kapsamaktadır.
Bu kararın ortaya koyduğu en önemli gerçek ise şudur: Yapay zekâ teknolojisinin çıkış noktası olan ülkelerde bile, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin hukuki statüsü konusunda henüz net ve kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturulmuş değildir. Yapay zekânın ürettiği bir eserin telif hakkı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu hukuk dünyasında hâlâ tartışılmaya devam etmektedir.
Teknoloji bazen hukuk sistemini satranç tahtasında “şah” diye köşeye sıkıştırır. Yapay zekânın hızlı gelişimi de tam olarak böyle bir durum yaratmıştır. Robotik sistemler, otonom araçlar, algoritmik karar mekanizmaları ve üretken yapay zekâ çok kısa bir süre içinde hayatımızın merkezine yerleşmiştir. İnsanlar yapay zekâ ile sanat üretmekte, şirketler karar alma süreçlerinde algoritmalardan yararlanmakta, araçlar sürücüsüz şekilde hareket edebilmekte ve görüntüler ile sesler hiç yaşanmamış olayları gerçekmiş gibi gösterebilmektedir.
Ancak bütün bu dönüşümün ortasında dikkat çekici bir gerçek bulunmaktadır: teknoloji hızla ilerlerken hukuk çoğu zaman bu gelişmeleri geriden takip etmektedir.
Aslında bu durum hukuk tarihinde yeni değildir. Matbaanın ortaya çıktığı dönemde telif hukuku yoktu. Fotoğraf icat edildiğinde bunun bir “eser” olup olmadığı uzun süre tartışılmıştır. İnternet hayatımıza girdiğinde ise veri koruma ve dijital suçlar konusunda ciddi bir hukuki boşluk yaşanmıştır. Bugün benzer bir durum yapay zekâ teknolojileri açısından yaşanmaktadır.
Yapay zekâ artık yalnızca bir yazılım değildir. Karar veren, içerik üreten ve kimi zaman insan davranışını yönlendirebilen bir sistem hâline gelmektedir. Otonom araçların sebep olabileceği kazalarda sorumluluğun kime ait olacağı, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin telif statüsü, sentetik görüntü ve videoların delil değeri, algoritmaların ayrımcılık üretmesi gibi pek çok mesele hukuk dünyasının kapısını çalmaktadır.
Bununla birlikte dünyada bu soruların büyük bölümü için henüz net ve kapsamlı bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.
Türkiye’de de tablo çok farklı değildir. Mevcut mevzuat büyük ölçüde insan merkezli bir hukuk anlayışı üzerine kuruludur. Fikir ve sanat eserlerinden ceza hukukuna, delil sisteminden sorumluluk hukukuna kadar pek çok alanda yapay zekâ üretimleri ve yapay zekâ kararları için açık ve sistematik bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada ortaya çıkan sorunlar çoğu zaman mevcut kuralların geniş yorumlanmasıyla çözülmeye çalışılmaktadır. Ancak teknolojinin ulaştığı nokta, bu geçici çözümlerin yakın gelecekte yeterli olmayacağını göstermektedir.
Bugün hukuk dünyasının karşı karşıya olduğu temel soru aslında oldukça basit fakat son derece derindir: İnsan tarafından değil, algoritmalar tarafından üretilen bir dünyada sorumluluk, hak ve gerçeklik nasıl tanımlanacaktır?
Bu teknik bir hukuk sorusu olmaktan öte toplumsal güven, adalet ve gerçeklik algısıyla ilgili bir tartışmadır. Yapay zekâ çağında hukuk sistemlerinin nasıl şekilleneceği, önümüzdeki yılların en önemli tartışma alanlarından biri olmaya devam edecektir.
Avukat Melike Yüksel
Instagram: melikeyuk
Twitter: @yuksel_melike
Facebook: Melike Yüksel
LinkedIn: Melike Yüksel