Ceza hukukunda suç sonrası davranışların hukuki sonuç doğurması yeni bir yaklaşım değildir. Ancak son dönemde yürütülen bazı soruşturma ve operasyonlar, etkin pişmanlık müessesesinin uygulamadaki sınırlarını yeniden tartışmaya açmıştır. Özellikle kamuoyunda bilinen kişiler hakkında yürütülen soruşturmalarda bu kurumun nasıl ve ne ölçüde kullanıldığı, yalnızca ceza hukuku çerçevesinde değil, temel hak ve özgürlükler bakımından da değerlendirilmesi gereken bir noktaya ulaşmıştır.

Son haftalarda yürütülen bazı dosyalarda, gözaltı ve tutuklama süreçlerinin ardından şüphelilerin etkin pişmanlık kapsamında ifade vermek talebiyle savcılıklara başvurduğu ve bu beyanlar üzerinden yeni isimlerin dosyalara dahil edildiği görülmektedir. Bu beyanların önemli bir kısmının, başka kişilerin suç işlediğine ilişkin anlatımlardan oluştuğu da dikkat çekmektedir.

Etkin pişmanlık, failin suç sonrası davranışlarıyla adaletin gerçekleşmesine katkı sunmasını, suç nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesini ve bu çerçevede daha hafif bir hukuki sonuçla karşılaşmasını amaçlayan bir düzenlemedir. Bununla birlikte klasik anlamda ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden değildir; belirli şartlar altında cezada indirim ya da cezasızlık sonucunu doğurabilen istisnai bir kurumdur.

Türk Ceza Kanunu’nda genel bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu nedenle her suç bakımından uygulanması mümkün değildir. Kanun koyucu bazı suç tipleri bakımından özel hükümler öngörmüş, uygulama alanını da açıkça sınırlamıştır.

Ancak uygulamada sorun, bu sınırların fiilen genişletilmesiyle ortaya çıkmaktadır.

Etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanların çoğu zaman tek başına delil gibi kabul edildiği ve bu beyanlar üzerinden yeni soruşturmaların başlatıldığı görülmektedir. Oysa ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri, hiçbir beyanın tek başına mahkûmiyete esas alınamayacağıdır. Bu ilke hem doktrinde hem de yerleşik yargı içtihatlarında açıkça kabul edilmektedir.

Masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ceza yargılamasının temel güvenceleridir. Buna rağmen, kendi lehine ceza indirimi elde etmek isteyen bir şüphelinin verdiği, çoğu zaman somut delillerle desteklenmeyen beyanların esas alınması, yalnızca ifade veren kişi açısından değil, adı geçen üçüncü kişiler bakımından da ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Nitekim son dönemde bazı dosyalarda, yalnızca bir kişinin beyanı üzerine başka kişilerin gözaltına alındığı, hatta tutuklama tedbirine başvurulduğu görülmektedir. Bu tür uygulamalar, ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından da ciddi riskler barındırmaktadır.

Öte yandan bazı suç tiplerinde etkin pişmanlık hükümleri zaten bulunmamaktadır. Buna rağmen uygulamada bu suçlar bakımından dahi etkin pişmanlık adı altında alınan ifadelerin hukuki sonuç doğuruyormuş gibi değerlendirilmesi, hukuki temeli tartışmalı bir alan yaratmaktadır.

Soruşturma dosyalarında gizlilik kararı bulunmasına rağmen, şüpheli beyanlarının kısa sürede medya organlarında yer bulması, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini engellemekte ve kişilik haklarının ihlaline yol açmaktadır. Henüz doğruluğu araştırılmamış beyanların kamuoyuna yansıması, yargılamanın sonucunu peşinen etkileme riski taşımaktadır.

Etkin pişmanlık ile iftira suçu arasındaki sınır da bu noktada önem kazanmaktadır. Gerçeğe aykırı beyanlarla bir kişinin suçla ilişkilendirilmesi ve hakkında işlem yapılmasına neden olunması halinde, Türk Ceza Kanunu m. 267 kapsamında iftira suçunun oluşması gündeme gelebilecektir.

Sonuç olarak etkin pişmanlık, doğru uygulandığında suçun aydınlatılmasına katkı sunan bir kurumdur. Ancak ölçüsüz ve denetimsiz kullanımı, yeni mağduriyetler yaratma riskini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bu kapsamda alınan beyanların mutlaka somut delillerle desteklenmesi ve titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Avukat Melike Yüksel

Instagram: melikeyuk

Twitter: @yuksel_melike

Facebook: Melike Yüksel

LinkedIn: Melike Yüksel