Geçtiğimiz hafta İstanbul’da meydana gelen gıda zehirlenmesi olayı ve eşzamanlı olarak Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen benzer vaka haberleri, gıda güvenliğinin bir tüketici hakkı kapsamında devletin denetim görevinin ve kamunun yükümlülüklerinin nitelikli biçimde yerine getirilmesi meselesinin önemini bizlere yeniden hatırlattı ve bu konuyu tekrar ülke gündemine taşıdı. İnsanların en temel yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren gıda güvenliği konusunda yaşanan ihmaller kamu düzeni ve toplum sağlığını da etkileyen önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi, devlete herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama yükümlülüğü vermektedir. Dolayısıyla gıda güvenliğinin sağlanması, denetimlerin etkinliği, idarenin sorumluluğu ve işletmelerin bu konudaki özen borcu anayasal dayanağı olan bir kamu görevidir.

Denetim Mekanizması ve Yetki Dağılımı

Gıda güvenliği denetimleri Türkiye’de iki temel idari yapı üzerinden yürütülmektedir: Tarım ve Orman Bakanlığı ile belediyeler. Tarım ve Orman Bakanlığı; gıda maddelerinin üretimi, saklama koşulları, ürünün içeriği, taklit ve tağşiş tespiti, laboratuvar analizleri ve gıda güvenliği denetimlerini yapmakla görevlidir. Bu görevler sahada İl/İlçe Tarım Müdürlükleri ekiplerince yürütülür. Bu kapsamda numune alma, laboratuvar incelemesi, sağlıksız ürünün toplatılması veya imhası, işletmelere idari para cezası uygulanması, gerektiğinde Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulması ve gıda üretim–satış yerlerinin teknik uygunluğunun denetlenmesi Bakanlığın görev alanındadır.

Belediyelerin yetkisi ise daha çok işletmelerin fiziki şartları, ruhsatlandırma ve hijyen düzeni üzerindedir. Belediye bu denetimlerini zabıta vasıtasıyla yapar. İşletmenin ruhsatı, çalışma izni, temizlik ve hijyen koşulları, genel düzeni, halk sağlığını açıkça tehdit eden durumlarda kapatma işlemleri ve şikâyet üzerine yerinde inceleme belediyenin temel denetim başlıklarıdır. Belediyeler gıdanın içeriğini teknik olarak denetlemez; bu tamamen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev alanıdır.

Yetki Karmaşası

Mevcut sistemde gıda güvenliği denetimleri iki farklı idari otoritenin kesişiminde yürütüldüğü için uygulamada ciddi bir yetki karmaşası ortaya çıkmaktadır. Bu çok başlı yapı; denetimlerde kopukluğa, sorumluluğun belirsizleşmesine, işletmenin iki farklı idareye karşı yükümlülük duymasından doğan karışıklıklara, şikâyetlerin yönlendirilmesinde gecikmelere ve etkin denetim yerine yetki devrine benzer boşlukların oluşmasına yol açabilmektedir.

Bu nedenle halk sağlığı açısından gıda güvenliğinin etkin biçimde sağlanabilmesi için tek elden yürütülen, bütüncül bir denetim mekanizmasının kurulması önem taşımaktadır. Devletin belediyeler aracılığıyla denetimleri tek merkezden yürütmesi yönünde yapılacak yeni düzenlemeler, yetki karmaşasından kaynaklanan denetim zafiyetlerini ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir.

İdari Sorumluluk ve Tazminat Boyutu

İdari yönden, gıda güvenliğini ihlal eden işletmeler hakkında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından idari para cezası, ürün toplatma, faaliyeti durdurma ve iş yerinin mühürlenmesi gibi yaptırımlar uygulanabilir.

Öte yandan, denetim görevini gereği gibi yerine getirmeyen idarenin ihmalinin gıda zehirlenmesi sonucu doğan zarara etkisi bulunduğu tespit edilirse; vatandaşın ilgili belediyeye ve İl/İlçe Tarım Müdürlüklerine karşı tam yargı davası açarak tazminat talep etmesi mümkündür. Burada idarenin sorumluluğu için aranan şart hizmet kusurudur. İdarenin denetim yapmaması, yetersiz denetim yapması veya kusurlu davranması hâlinde maddi ve manevi tazminat sorumluluğu doğar.

Cezai Sorumluluk

TCK 85 (Taksirle öldürme): Gıda zehirlenmesi sonucu ölüm meydana gelmişse taksirle öldürme suçu oluşur ve iki yıldan altı yıla kadar, birden fazla kişinin ölümü hâlinde ise on beş yıla kadar hapis cezası uygulanır.

TCK 89 (Taksirle yaralama): Gıda işletmesinin ihmali sonucu bir kişinin sağlığının bozulması hâlinde taksirle yaralama suçu oluşur ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülür; birden fazla yaralanma hâlinde ceza artırılır.

 

TCK 185: Gıda veya içeceğe insan sağlığına zarar verecek nitelikte zehirli ya da yabancı bir madde katılması hâlinde fail iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

TCK 186: Bozulmuş, sağlıksız veya niteliği değiştirilmiş gıdaları üreten, satan, tedarik eden veya tüketilmek üzere bulunduranlara bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir.

TCK 187: Gıdaların veya ilaçların standartlara aykırı, sağlıksız ya da bozulmuş şekilde üretilmesi veya piyasaya sürülmesi hâlinde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası uygulanır.

Ölüm meydana gelmişse Cumhuriyet Savcılığı resen soruşturma başlatır; diğer durumlarda ise şikâyet üzerine soruşturma yapılır ve akabinde kamu davası açılarak sorumlular cezalandırılır.

Sonuç ve Değerlendirme

Gıda güvenliği Anayasa’nın devlete yüklediği açık bir sorumluluktur. Ülkemizde son dönemde yaşanan gıda zehirlenmesi vakaları, gıda güvenliğinin yalnızca tüketici bilinciyle sağlanamayacağını; etkin bir devlet politikasıyla, kesintisiz denetimle ve özellikle tek elden yürütülen bir denetim mekanizması ile yönetilmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

İdari denetimlerdeki çok başlılık hem işletmeleri zora sokmakta hem de vatandaşın sağlığını ve hayatını riske atmaktadır. Bu nedenle denetim sisteminin sadeleştirilmesi, Bakanlık ve belediye yetkilerinin bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde tek merkezde toplanması, laboratuvar ve inceleme süreçlerinin hızlandırılması ve tıbbi müdahalelerin gecikmeden yapılması hayati bir zorunluluktur.

Her vatandaş anayasal hakkı olan sağlıklı ve güvenli gıdaya erişim güvencesine sahip olmalıdır. Biz hukukçular olarak bu sürecin takipçisi olmak hepimizin görevidir.

 

Avukat Melike Yüksel

Instagram: @melikeyuk

Twitter: @yuksel_melike

Facebook: Melike Yüksel

LinkedIn: Melike Yüksel