Okul çıkış saatlerinde kapıda bekleyen ebeveynleri gözlemlemeyi severim. Zil çalar, çocuklar o günün yorgunluğu ve heyecanıyla kapıdan fırlar. Kimi anne-babasına sarılır, kimi çantasını zor taşır. Ancak o ilk kavuşma anında, dudaklardan dökülen ilk soru genellikle şudur:
“Sınavın açıklandı mı? Kaç aldın?”
Çocuğun yüzündeki o anlık değişimi fark edersiniz. Eğer not yüksekse omuzlar dikleşir, 95!” der gururla. Ama ya beklediği gibi değilse? Bakışlar yere iner, ses titrer. Çünkü çocuk o an sadece notunu söylemez; sanki ebeveynine “Benim değerim bu kadar” der gibidir.
Önceki yazılarımda ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri olarak “Sadece başarıya odaklanmak” konusuna kısaca değinmiştim. Bugün ise bu konuyu biraz daha derinlemesine, çocuğun ruhsal dünyasındaki yansımalarıyla konuşalım istiyorum.
Koşullu Sevginin Tuzağı: "Başarılıysan Değerlisin"
Çocuk psikolojisinde en tehlikeli mesajlardan biri “koşullu sevgi” mesajıdır. Bizler farkında olmadan, çocuklarımızı başarılarıyla onayladığımızda, onlara şu alt metni veririz: “Seni seviyorum AMA başarılı olursan daha çok seviyorum.”
Bu mesajı alan çocuk, sürekli bir performans kaygısı yaşar. Hata yapmaktan ölesiye korkar. Çünkü onun zihninde başarısızlık, sadece düşük bir not almak demek değildir; anne-babanın sevgisini ve onayını kaybetmek demektir. Oysa çocuk, eve elinde kırık notla geldiğinde de takdir belgesiyle geldiğinde de “aynı değeri” görmeye ihtiyaç duyar.
Başarıyı mı Alkışlıyoruz, Çabayı mı?
Bir babanın oğluna matematikten 85 aldığında; “Neden 100 değil? Sınıfta 100 alan var mı?” diye sorduğuna şahit olmuştum. Oysa 85, o çocuk için büyük bir başarıydı. Buradaki tehlike şudur: Çocuğu sadece sonuç üzerinden değerlendirmek.
Çocuk gelişimi perspektifinden baktığımızda, asıl odaklanmamız gereken yer süreç ve çabadır. Sadece notlara odaklanmak çocuğun emeğini görmezden gelmektir.
Yanlış Yaklaşım: “Matematikten 60 mı aldın? Hiç çalışmıyorsun, hep tablet başındasın!” (Sonuç odaklı, suçlayıcı ve benlik saygısını zedeleyici). Doğru Yaklaşım: “Notun seni biraz üzmüş, görüyorum. Ama ben geçen hafta bu sınav için ne kadar çabaladığını biliyorum. Gel, nerede zorlandığına birlikte bakalım, belki çalışma yöntemimizi değiştirmemiz gerekir.” (Süreç odaklı, destekleyici).Ebeveynlere Öneriler: Kaygıyı Güvene Dönüştürmek
Peki, çocuğumuzun akademik başarısını önemsemeyecek miyiz? Elbette önemseyeceğiz. Ancak bunu onun ruh sağlığını zedelemeden yapacağız. İşte size birkaç öneri:
1. İlk Soru Asla "Kaç Aldın?" Olmasın Çocuğunuz eve geldiğinde kapıda onu notları değil, duyguları karşılasın.
“Günün nasıl geçti?” “Bugün okulda seni en çok ne güldürdü?” “Teneffüste arkadaşlarınla ne oynadın?”Bu sorular çocuğa şu mesajı verir: “Senin notun değil, senin hislerin ve yaşantın benim için önemli.”
2. Kıyaslama Yapmayın “Ahmet kaç aldı?” sorusu, çocuğunuzun başarısını başkalarının başarısına endeksler. Her çocuk bir dünya, her çocuğun potansiyeli farklıdır. Çocuğunuzu başkasıyla değil, sadece kendisiyle kıyaslayın: “Geçen sınava göre daha iyi anladığını görüyorum.”
3. Başarısızlığı Bir "Son" Değil, "Ders" Olarak Gösterin Çocuğunuz düşük not aldığında, bunun bir felaket olmadığını, öğrenme yolculuğunun bir parçası olduğunu hissettirin. “Bu not senin zekanı göstermez, sadece o konudaki eksiğimizi gösterir. Hallederiz.” cümlesi, çocuğun üzerindeki o ağır yükü alıp götürecektir.
Son Söz: Diploma Notu Değil, Hayat Notu
Değerli ebeveynler, çocuklarımız büyüdüklerinde aldıkları notları unutacaklar. Ama o notları aldıklarında sizin onlara nasıl baktığınızı, nasıl hissettirdiğinizi asla unutmayacaklar. Bırakın çocuklarınız, başarılarını sizin sevginizi kazanmak için bir “bilet” olarak görmesin. Bilsinler ki; başarıları değişebilir ama sizin onlara olan sevginiz sabittir.
Unutmayın: Mutlu aile, mutlu çocuk; mutlu çocuk da mutlu toplum demektir.
Sevgiyle Kalın,
Ebru Devrim SAYMAN
Psikolojik Danışman | Çocuk Gelişim Uzmanı | Ebeveyn Danışmanı