Yeldeğirmeni’nde yürürken ara sıra başınızı kaldırmanız gerekir. Semtin gündelik hayatı
kaldırımlarda, yeni nesil kahve mekanlarında ve kafelerde yaşanırken yukarıda bir apartman cephesini kaplayan dev bir figür, sokağın tamamını sessizce izler. Biraz ileride bir heykel, duvara bırakılmış bir cümle ya da kaldırım taşlarına yazılmış birkaç dize çıkar karşınıza. Ve tabi ki şehir,dikkatli bakana sürekli bir şeyler söyler.
Beyond The Murals tam olarak bu görme biçiminden doğmuş. Yeldeğirmeni’nde başlayıp Moda Burnu’nda sona eren yaklaşık iki saatlik buluşmada muraller, heykeller, duvar yazılamaları, grafitiler ve kaldırım taşlarına yazılmış şiirler, sanattan kentsel dönüşüme, kültürel belleğe, feminizme, sivil topluma ve Türkiye’nin son çeyrek yüzyıldaki siyasi, kültürel ve ekonomik değişimine uzanan geniş bir sohbet imkanı sunuyor. Bu geniş görme biçiminin Yeldeğirmeni’nde doğal görünmesinin bir nedeni var. Semtin kendi tarihi de birbirinin üzerine yazılmış hikayelerden oluşuyor.
Adını, I. Abdülhamid döneminde bölgede yaptırıldığı aktarılan dört yel değirmeninden alıyor.Değirmenler artık yok fakat Haydarpaşa’ya ve rıhtıma inen sokakların arasında geçmişin başka izleri hala görülebiliyor. Demiryolunun 19. yüzyılda bölgeyi canlandırmasıyla Müslüman, Rum,Ermeni ve Yahudi topluluklara, Haydarpaşa Garı’nın yapımında çalışan yabancı işçiler de katılmış.Yeldeğirmeni’nin erken dönem apartmanları, İstanbul’un geleneksel mahalle dokusundan modern kent hayatına geçişinin tanıkları olmuş. Bugün birçoğunun yan cephesinde dev resimler bulunan bu apartmanlar, aslında murallerden çok daha eski bir dönüşümün parçası.
2012’de başlayan Mural İstanbul Festivali, Yeldeğirmeni’nin boş bina cephelerini yerli ve yabancı sanatçıların tuvallerine çevirdi. Festivalin ilk üç yılında 16 duvarın boyanması, semti kısa sürede İstanbul’un en tanınan açık hava sanat alanlarından biri haline getirdi. Muraller mahalleye renk ve görünürlük kazandırdı. Aynı zamanda daha zor bir soruyu da beraberinde getirdi. Bir yeri görünür kılmak, onu korur mu, yoksa kaçınılmaz biçimde değiştirir mi?
Yeldeğirmeni’nin yeni sakinler, öğrenciler ve sanatçılarla birlikte atölyeler, bağımsız kültür mekanları ve yeni kafeler açıldı. Geleneksel esnafla yeni nesil işletmeler yan yana yaşamaya başladı. Fakat ilgi arttıkça kiralar, tüketim alışkanlıkları ve mahalleye kimin ait olduğu konusundaki düşünceler de değişti. Canlandırma olarak anlatılan süreç, uzun yıllardır burada yaşayan herkes tarafından aynı iyimserlikle karşılanmadı.
Beyond The Murals, Yeldeğirmeni’ni yalnızca renkli duvarların önünde fotoğraf çekilecek hoş bir fon olarak kullanmanın ötesinde, muralleri ve sokaktaki diğer izleri, mahallenin değişen kimliği hakkında konuşmanın başlangıç noktaları olarak değerlendiriyor. Bir duvar resmi kamusal alanda kimin görünür olduğunu, bir sokak yazısı kimin sesinin duyulduğunu, bir heykelin veya şiirin ise Türkiye'nin geçmişinden neleri koruyup neleri unuttuğunu düşündürebiliyor. Buluşmanın bir başka özelliği de sanatçıları, özel sektör ve sivil toplum profesyonellerini bir araya getiren “genuine networking.” Networking sözcüğü genellikle isim kartlarını, kapalı salonları ve birbiriyle konuşmaya çalışan yabancıları hatırlatır. Burada insanlar bir masanın iki tarafında değil, aynı sokakta yan yana yürüyor. İlişki kurmak etkinliğin zorunlu görevi olmaktan çıkıp sohbetin doğal sonucu haline geliyor.
Moda Burnu’na ulaşıldığında herkes aynı yolu yürümüş oluyor. Fakat muhtemelen herkes başka bir şehir görmüş oluyor. Beyond The Murals’ın meselesi de tam olarak bu: Bir şehri anlatmaktan çok, ona birlikte ve yeniden bakarak Türkiye’nin dönüşümünü konuşmak.
Detaylı bilgi ve katılım için INSTAGRAM hesabı: @beyondthemurals