Sene 86. Özal’lı yılların ortası. Evde akşam herhangi bir akşam değil. Pastalar kekler hazırlanmış. Eurovision şarkı yarışmasını bekliyoruz O yıllarda yarışma milli bir maç gibi. Yarışmanın olacağı gün sokakta kimseler olmuyor. Hatta o günün sabahından başlıyor heyecan. Herkes evde sonucu bekliyor.
Neyse..Ben daha 15 yaşındayım o sene. İçim içime sığmıyor.O sene Norveç’in Bergen şehrinde yapılıyor yarışma. Türkiye’yi temsil eden Klips ve Onlar’ın ekibi sağlam. Gür Akad, Derya Bozkurt, Sevingül Bahadır ve Emre Tukur’un yer aldığı grupta ikinci kadın vokal olarak Candan Erçetin var. Şarkının adı Halley. 86’da gözükecek olan kuyruklu yıldızdan adını alıyor.Sözler İlhan İrem’e, müzik Melih Kibar’a ait. Şarkının adının Halley olmasının ayrı bir anlamı daha var. Halley kuyruklu yıldızı, güneş sistemine en son 1986 yılında girmiş.
Yarışmada 9.oluyoruz. Evde bir sevinç ve gözyaşı. Sonuç Türkiye’de coşku ile kutlanıyor.Ancak grupta solistlerden çok siyah beyaz pantolonu ve attığı gitar soloları ile Gür Akad dikkat çekiyor. Çekiş o çekiş.Böyle oldu benim Gür Akad efsanesi ile tanışmam işte.
Aradan tam 40 yıl sonra yağmurlu bir Çiftehavuzlar kahvecisinde namı değer nöbetçi gitarist Gür Akad’ı bekliyorum. Hayat ne garip. Sesizce ve mütavazı bir şekilde gelip oturuyor Gür abi. (Bizim için öyle). Yağmur damlaları arasında kahvemizi yudumluyoruz. Yıllardır karşılaşıp sözleşsekte maalesef bir söyleşi yapamamıştım. Kısmet bugüne imiş.Gür abi çok röportaj yapmayıda sevmiyor. Ama kalender müzisyen sözünden dönmüyor tabi..
Gür Akad Kadıköy’lü bir sanatçı. 1958, İstanbul Yeldeğirmeni doğumlu. Gür Akad’ın, 5 yaşındayken evindeki lambalı radyosunda Beatles’dan dinlediği ’Can’t Buy Me Love’ parçasını duyması ile başlıyor hikaye. O yıllarda Gür Akad’ın müzikte iki büyük şansı vardı. Birincisi, içinde Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Mozart, Bethowen, Bach, Rolling Stones ve The Shadow’u dinlediği lambalı radyosu; ikincisi ise ağabeyi Bora Akad. Gür Akad’ın gitarla ilk denemeleri, Galatasaray Lisesi’nde yatılı okuyan abisinin evde bıraktığı akustik gitarı araklamasıyla başlamış aslında.
Bora abi, “Eve gelen arkadaşlarımla müzik yapmaya başladığımda -ki bunlardan biri Özkan Uğur’du- Gür hemen yanımıza gelerek, dikkatle neler yaptığımızı izlerdi” diyor.Gür Akad’ın, lambalı radyodan sonra ikinci müzik kutusu, Bora Akad’ın Fransa’dan getirdiği pikap oluyor. “Bir yandan sabahtan akşama kadar Beatles, YeS ve Pink Floyd dinler, bir yandan da bunları gitarla çalmaya uğraşırdı. Günde 4-5 saat çalışıp mutlaka şarkıyı çıkarırdı” diyor abisi.
Müzikle ilk tanışma
Gür abi, ilk müzik çalışmalarına 1975’te tanıştığı Levent Candaş ve Orhan Erişir ile beraber Fenerbahçe Kulübü’nün yelken odasında başlıyor. Daha sonra özellikle Levent Candaş ile sıkı dostluğu, profesyonel anlamda sahne ve konser çalışmalarına dönüşüyor.
Elektro gitarı ise 1980’lerde çalmaya başlıyor Gür Akad.1960’lar ve 70’lerde Amerikan ve İngiliz rock’undan, özellikle de solo gitarcılardan etkileniyor ve kendi sound’unu yaratıyor ileride..
İlk grup White Cheese
Sahneye ilk defa 1983’te Sinan Kurtul’un kurduğu White Cheese adlı grupla, Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nda çıkıyor Gür Akad.Sinan Kurtul’un Amerika’ya gitmesiyle grup dağılınca, aynı yıl ilk grubu olan Klips’i kuruyor ve konserlerine devam ediyor.
Melih Kibar’ın keşfi
Gür Akad ilk başlarda Klips ile Türkçe ve İngilizce özgün besteler çalıyordu. Caddebostan Gösteri Merkezi henüz Budak Sineması iken (ki sonra bir ara da Olcayto Ahmet Tuğsuz’un işlettiği Sekiz Buçuk olmuştu) konsere çıktılar. Onları tesadüfen izleyip çok beğenen Egemen Bostancı, organize ettiği Gloria Gaynor konserinden evvel çalmalarını teklif etti.O gece Melih Kibar ile tanıştılar ve 1 yıl sonra kendilerini Eurovisionda buldular.
İlk Eurovision macerası
Gür Akad’ın Klips’i onlar grubu ile birleşiyor ve Türkiye’yi 1986 yılında Eurovision şarkı yarışmasında Norveçte temsill ediyor.Gür Akad, Derya Bozkurt, Sevingül Bahadır ve Emre Tukur’un yer aldığı grupta ikinci kadın vokal olarak Candan Erçetin yer alıyor. Bu sanatçılar ileriki yıllarda Türk pop müziğine kalıcı eserler bırakacak sanatçılardan oluşuyor bi bakıma.
1987’de Klips ve Onlar olarak Halley isimli albümü yapıyorlar. Albümün bir yüzü Klips’e, diğer yüzü ise Onlar’a ait oluyor.
İlerleyen yıllarda Eurovision elemelerinde Gür Akad’ı çeşitli gruplarda sürekli görmeye başlıyoruz.
Akad, 1991 Eurovision şarkı yarışmasında İzel, Can Uğurluer ve Reyhan Karaca’nın seslendirdiği ‘İki Dakika’ adlı şarkıya, Murat Çimenli ve Levent Candaş ile birlikte eşlik ederek Türkiye’yi ikinci kez temsil ediyor.

Tina Turner ile reklam filmi
Yıllar sonra gelen ilk görece başarılı Eurovision macerası ün getirse de pek para getirmiyor tabi. Gür Akad ve arkadaşları Levent’te arkadaşlarının villasında çalışmalarına devam ediyor.Günlerden bir gün esrarangiz bir telefon geliyor. Pepsi-Cola için bir reklam filmi çekilecek, Gür Akad’ın Tina Turner ile düet yapılması isteniyor..Önce inanılmıyor sözleşme ve Belgrad için uçak bileti gelince işin ciddi olduğu anlaşılıyor tabi..O yıllarda Tina Turner her ülkeden bir müzisyenle bu reklamı çekiyordu, 1987 yılında da Türkiye’den Gür Akad seçilmişti; muhtemelen Eurovision performansı nedeniyle.Tabi bu reklam filmi Akad’ın ününe ün katıyor. Çekilen reklam oldukça ilgi görüyor Türkiye’de.Malesef o reklamdan çok fotoğraf arşivlerde bulunamıyor araştırsakta.

Tarkan’lı yıllar
90’ların ortası. Türkiye’de pop müzik zirveye oynuyor ama sahnede hâlâ kontrollü bir dünya var. Şarkılar hit, konserler kalabalık, ama o sahnede eksik olan bir şey var: karakter.Özel radyolar tv’ler birbiri ardına açılıyor. Ve sahneye Tarkan çıkıyor.
O karakteri getiren isimlerden biri Gür Akad.
Tarkan’ın yükseliş döneminde kadroya giriyor. Kısa sürede sadece gitarist değil, sahnenin yönünü belirleyen adamlardan biri haline geliyor. Baş gitarist olarak yıllarca sahnede harikalar yaratıyor.
Kırılma anlarından biri “Biz Nereye” şarkısı.
Bu şarkı düz bir pop şarkısı olarak da kalabilirdi. Hatta büyük ihtimalle kalacaktı. Ama Gür Akad o şarkının içinde başka bir damar görüyor. Gitarı öne alıyor, tonu sertleştiriyor, ritmi sıkılaştırıyor. Şarkıyı büyütüyor.Tabi bunları yaparken sanat müziği alt yapısı olan bir sanatçıyı sert bir sound’a ikna etmek var. Evet Tarkan risk alarak kariyerinde bambaşka bir kırılma yaratacak şarkıyı söylemeye ikna oluyor sonunda.Şarkı bi anda patlıyor.Tarkan kariyerine bir artı daha ekliyor.
Gür Akad uzun yıllar Tarkan’la hemen heryerde konser veriyor. Akad’ın Tarkan sahneye çıkmadan önce Still got the blues solo’su artık klasik oluyor konser öncelerinde
Uzun yıllar Tarkan ve Akad sahnede birbirlerine yoldaşlık ediyor.

Müzik dünyasının nöbetçi gitaristi.
Uzun yıllardır müzikle iç içe olan Gür Akad, bu süre içinde Asım Can Gündüz, Barış Manço, Sezen Aksu, İlhan İrem, Ajda Pekkan, Erkin Koray, Çelik, Sibel Tüzün, Pentagram, Badluck, Tarkan, Halil Sezai ve daha birçok sanatçıya vokal yapıp gitar çaldı ve adı nöbetçi gitariste çıktı. Kendisine özgü gitar tekniğiyle başta Yavuz Çetin olmak üzere pek çok genç müzisyene ilham kaynağı oldu. Kurtalan Ekspres üyesi olarak 1988’de Barış Manço’ya, 2002’de de Cem Karaca’ya gitarıyla eşlik etti. 2000-2002 yılları arasında Grup Destan’a katılarak Karadeniz türkülerini rock sound’uyla yoğurdukları bir Anadolu rock albümü çıkardı. Daha sonra Egoist grubuyla kısa bir süre konserler verdi
Ne ölenle öl, ne gidenle git.
Onunla çok geç tanıştım diyor Gür Akad. Cem karaca için..
Annesinin cenazesinde önde siyah gözlüklü, koca şapkalı, uzun saçlı, sakallı, siyah paltolu bir adam .Göz göze geldiklerinde adam bir adım öne çıkarak sarılırken, dörde katlanmış bir kâğıt parçasını tutuşturuyor eline..
- “Al bunu, sonra bakarsın.”
Törenin sonuna kadar sabredemedi, gözünden akan bir damla yaşı elinin tersiyle silerken açtı kâğıdı. Not defterinden koparılmış sayfaya, kurşun kalemle not alınmıştı:
“Ne ölenle öl, ne gidenle git. Aslolan hayattır, canım kardaşım.”
Aslında cenazeye gelmesi bile şaşırtıcıydı; bu Cem Karaca’nın annesi Toto Hanım’dan sonra katıldığı ikinci cenaze töreniydi. Sevmezdi böyle törenleri, ruhu sıkılırdı, karamsarlığa kapılırdı. Kâğıda da yazdığı gibi aslolan hayattı. Ama kısa süre önce tanıdığı Gür adındaki bu uzun saçlı gitarcı çocuğu o kadar sevmişti ki…
Bundan çok etkilenen Gür Akad, Cem Karaca’nın vefatının ardından bu anıyı “Cem Abi” adlı şarkıyla ölümsüzleştirerek, ustasına duyduğu vefa borcunu dile getirdi.Bana göre bu şarkı Cem Karaca’nın ardından yazılmış hüzün dolu bir başyapıt. Her dinlediğimde içimin cız ettiğini hissediyorum.
2000’ler Kadıköy Shaft..
Bilinen bir hikâyedir. Bir zamanlar Kadıköy’de oturulur, karşıya geçilip eğlenilirdi. Ama 2000’lerin başında bir akşam seçildi. En zayıf günlerden biri: Perşembe. Gür Akad, Kadıköy’de yeni açılan Shaft Bar’da o günü sahneye almaya başlıyor. Kimsenin yüzüne bakmadığı bir gün normalde. Ve yavaş yavaş, o gün dolmaya başlıyor.
Sonra alışkanlık oluyor. Sonra bir ritüele dönüşüyor Perşembe’ günleri. Kadıköy kendi sesini bulurken, sahnede mütevazı bir adam duruyor. Amfisini kuran, sahnesini kendi toplayan..Şarkıya girerken hâlâ aynı cümleyi kuran: “Çalmaya çalışacağız…haddimiz olmadan.” Her gece, her konserde, bir selam eksik olmuyor Yavuz Çetin’e. Çünkü o sahnenin, o günün, o ısrarın bir nedeni var.. Gür Akad’ın on yıl boyunca sadece Perşembe’leri çalmasının tek sebebi, aslında bir dostluk ve vefa. Ve belki Akad farkında olmadan Kadıköy’e bambaşka anlamlar katmaya başlayacaktı bu sayede.

Araba tutkusu..Evlilik..Bağdat Caddesi
Gür Akad’ın otomobillere olan ilgisini bilmeyen yoktur.İlk aracı BMW 3.16 olan Akad, gençlik yıllarında hız ve özgürlükle tanıştı. Ancak Barbaros Bulvarı’nda gece saatlerinde yaşadığı ve aracın takla attığı kaza, onun için bir dönüm noktası oldu biraz. Bu kazadan sağ çıkmasının ardından, adeta bir simge olarak 1969 model Corvette Stingray aldı. Zamanla imkânları genişledikçe Stingray’i 2000 model Corvette C5 ile değiştirdi. Bugün ise Gür Akad, iki çocuklu bir aile babası olarak daha farklı bir tercih yapıyor ve Vito minibüs kullanıyor. Zira evli ve 2 çocuklu olunca insanın bakış açıları da ihtiyaçları da değişiyor diyor. Hayatının büyük bir bölümünü Koşuyolu’nda geçirmiş olsa da son 20 yıldır Bağdat Caddeli Gür Akad. Sonunda herşeyin başladığı yere dönmüş olmanın mutluluğunu yaşıyorum diyor.

Yeni projeler…Yeni ufuklar..
2010’lar artık Gür Akad’ın farklı projelere yoğunlaştığını görüyoruz. Her biri birbirinden farklı bu projeler Akad’ın çok yönlü sanatçılığına bir selam çakıyor aslında.
Gitarizma
2011’de hayata geçen bu proje, Türkiye’de bir ilk olarak iki sabit gitarın (Gür Akad & Cem Köksal) etrafında şekilleniyor.; üçüncü gitar her konserde değişir. Alpay Şalt, Çağatay Ateş ve Mert Topel’in eşlik ettiği bu yapı, sahnede sürekli dönüşen bir gitar dili kuruyor. Türkiye’den Kıbrıs’a uzanan konserlerde, aynı şarkı her seferinde başka bir hikâyeye dönüşüyor zaman zaman
Kayıp Kelimeler Krallığı
Sekans 4 kadrosuyla (Zafer Şanlı, Mert Topel, Bilge Candan) bir sohbetten doğan bu albüm, planlanmış değil hissedilmiş bir kayıt. İçten geldiği gibi çalınan parçalar, sözün ötesinde bir anlatıya dönüşüyor. Bu albüm, anlatılamayanın enstrümanlarla kurulduğu bir iç yolculuk gibi.
Yol Arkadaşları
Cem Karaca’nın isim verdiği bu topluluk, sadece bir grup değil, bir mirasın sahnedeki devamı gibi. Gür Akad, Mahmut Özen, Zafer Şanlı, Barış Göker ve Aydın Şeref’ten oluşan kadro, Karaca’nın şarkılarını yeniden yorumlarken onları tekrar üretiyor; aynı sözler, yeni bir nefesle söyleniyor. “Kundalini” ve “Televizyon Ülkesi” gibi teklilerle bu yolculuk kayıt altına da alınır. Bu sahnede mesele nostalji değil; geçmişle bugün arasında canlı bir köprü kurmak aslında.
Gür Akad Band
Gitar ve vokalde Akad’ın merkezde olduğu bu yapı, 70’ler ve 80’lerin filtresiz rock tavrını bugüne taşıyor. Bilge Candan, Çağatay Ateş, Cem Gürel ve Barış Göker’le kurulan bu sahne, yalın ama güçlü bir duruş sergiliyor.
Rock Sanat
Türk sanat müziğini alışılmışın dışına çıkaran, ironik ve cesur bir proje. Gür Akad, Tunç Arkan ve Can Güney ile kurulan bu yapı, tanıdık melodileri bambaşka bir sound’la yeniden kuruyor. Metallica çalarken birden makberde kendinizi buluyorsunuz. Akad’ın çılgın bir o kadar da harika projelerinden biri.
The Santana Tribute, bit pazarı ve Kümülatif Atölye’de Gür Akad’ın halen devam eden projeleri arasında yer alıyor. .
Daha anlatılacak çok hikâye, hatırlanacak çok anı var. Ama her söyleşi gibi bu da bir yerde susmayı gerektiriyor. Belki cümleler burada bitiyor ama o ton, o karakter, o duruş sahnelerde yaşamaya devam edecek sonsuza kadar.Belki başka bir coğrafya da olsaydı herşey çok daha farklı olabilir miydi diye düşünüyorum? Evet kesinlikle olurdu..
Gür Akad, kalender kişiliğiyle sayısız ünlü müzisyene eşlik etmiş, ama popüler kültürün içinde olmayan bir müzisyen; çünkü onun derdi sahnede görünmek değil, sahnenin hakkını vermek. O, modaya göre yön değiştirenlerden değil, yönüyle modayı zorlayanlardan.
Evet zaman zaman eleştirildi.Ama hiç takmadı bunları.
Işıklar altında değilken bile sahne ağırlığını taşıyan, çaldığı her notaya bir ömür sığdıran adamlardan.
Bugün geriye dönüp bakıldığında bir gitaristten fazlası kalıyor geriye; bir tavır, bir omurga, bir karakter…Ve en önemlisi, ne çalarsa çalsın rock kalabilmenin mümkün olduğunu kanıtlayan bir iz. Gür Akad, sadece çalmadı; nasıl durulacağını, nasıl direnileceğini ( Kanseri yendi daha ne olsun) ve nasıl hatırlanacağını da gösterdi. Çünkü bazı müzisyenler şarkılarla anılır, bazılarıysa duruşuyla..Gür Akad, ikisini de geride bırakan nadir adamlardan biri bence.Yolunuz bir gün Kadıköy’e düşerse gidin ve yaşayın derim.
Söyleşimiz bitiyor.Gür abi ile vedalaşıyorum istemesemde Kalabalıklarda kayboluyor hemen Gür abi..
Yağmur usul usul yağıyor. Çiftehavuzlar’dan yürüyorum.
Ruhum yağmurla yıkanıyor dilimde bir şarkı..
Uçmasam da göklere
Bir kuş olsam pencerede..
İyiki varsın Gür abi.
Hep varol..
Ceyhun Diribaş
